Düşünce Simyası

Sizinle 2011 yılında 20 yaşındayken 4 parça halinde yazıp Gnoxis Forumunda yayınladığım ilk özgün Simya çalışmalarımdan birini paylaşmak isterim. O zamanlar regresyon çalışmaları yapmamıştım ve Ebedi/Ruhsal kimliğimin kim olduğunun bilincinde değildim. O sene Tarot çalışmaya yeni başlamıştım ve yazıyı tekrar okuduğumda geçmiş yaşamlarımda yaptığım Simya çalışmalarının bugüne nasıl taşındığını gördüğüm için paylaşmak istedim, şu anda yaşadığım açılmaları haliyle o zaman öngöremiyordum. Şu anki fikir ve görüşlerim haliyle bu yazıdan daha farklı olarak gelişmiş ve detay kazanmıştır.

Maji ile uğraşan herkes bilir ki, Maji düşüncelerimizi değiştirir. Bizi değiştirir. Maji dediğimiz şey sadece türlü hokus pokuslar ve uygulamalar değildir. Birazcık gündelik hayatına bu açıdan bakan birisi Maji’nin kırıntılarını ve ipuçlarını hayatının her köşesinde görür. Ama önce size düşünmekten biraz bahsedeceğim. Böylece ideal bir majisyenin nasıl düşündüğüne, etrafındaki dünyayı nasıl algıladığına ve kendini nasıl ifade ettiğine ulaşmaya çalışacağım.

Her insan olaylardan etkilenir (algı) ve bir şekilde buna tepki verir (ifade)
İfade ettiğimiz kadar algılarız, algıladığımız kadar da ifade ederiz. Ama algı ve ifade sabit duran kavramlar değildir, nitelik ve nicelik olarak değişkenlik gösterir. Nasıl? Düşünce ile verileri işleyerek. Düşünce dediğimiz bu mekanizma Maji konusunda çok önemlidir.

Yan Profilden bir beyin kesiti alalım şimdi…

– Lineer Düşünmek – x ekseni –

Düz düşünmek… Yatay düşünmek… Gündelik hayatta en çok kullandığımız şey. Tamamen neden-sonuç ilişkisine bakar. Her insan hayatının her çağında en az bu kadar düşünebilir. Yatay düşüncedir bu. Beynin bir lobunda ileri geri gider.

Fakat ifadeye geldiğinde 0 boyutlu olarak çıkar. Çünkü düşünceler beyinde kaç boyutlu işlenmişse dışarı bir boyut eksilerek çıkar. Böyle bir düşünce eyleme dönüştüğünde, dışarıdan bakan bir gözlemci hiç bir bilinç kıvılcımı görmez. Etki ve Tepkinin arasında Neden-Sonuç düzeyinde şeyler olmuştur ama aslında pek de birşey olmamıştır. Gözlemci hiç bir şey olmamış gibi hayatına devam eder.

Ne yapacağını söylemeniz gereken insandır… Yoksa kendi halinde takılır. Yerçekimi en çok bu insanlara etki eder. Yerçekimi eylemsizliğe (atalet) dönüşür.

Kendi yaşamı üzerinde hiç bir kontrolü yoktur. Yaşamaz, sadece vardır ve orada öylece durur. Tepkiseldir.

Mesleklerle : Fiziksel İşçi, Enstrümantalist, Çırak, Şöför

– Düzlemsel Düşünmek –

Analitik Düşünmek – x ve y ekseni

Matematiksel ve mantık hesaplamaları yaptığımız durumda dikey düşünürüz. Genellikle beynin sol lobunun baskın olduğu düşünce türüdür. Eğer belli bir eşiğe kadar x ve y eksenini beraber kullanmaya başlarsak, primitif bir analitik düşünce ile karşı karşıya geliriz. Elimizde veriler vardır, birbirleri ile etkileşim içindedirler ve biz bu etkileşimi en ideal hale getirmeye çalışırız.

Böyle düşünen kişiler, Zaman hesaplamaları yapabilir. Gelecek planları kurabilir. Mantıklıdırlar, pek mizah anlayışı yoktur. Lise ve Üniversite düzeyinde eğitim görmüş herkes gündelik hayatında bu kadar düşünebilir.

Analitik düşünen her insan az da olsa Lateral düşünebilir fakat işlem sırasında bu düşüncelerini önemsemez, kısa devre yapar. Analitik düşünen bir insan 2 boyutlu bir çemberi düşünüyorsa ve ifade ediyorsa, Gözlemci sadece bir çizgi görür. O da çemberin çapıdır. Onun kafasındakini algılamak için çemberin çapının karesini alıp Pi sayısıyla çarpması gerekir.

Düşündükleri boyutta Zoom yaparak ölçek değiştirebilirler. Bir toplumun bilincinin onu oluşturan bireylerin bilincinin toplamı olduğunu bilirler ama psikolojiden hiçbir şey anlamazlar.

Bütün zamanlarını Şimdiki zaman dışında bütün zaman dilimlerini düşünerek geçirdikleri için ancak dinlenirken yaşarlar. Onun dışında varolurlar. Mantıksaldır.

Mesleklerle : Mühendis, Orkestra Şefi, Kalfa, Tüccar, Arşivci, Pratisyen Hekim

Lateral Düşünmek – x ve z ekseni

Beyninin sağ lobunun da olduğunu keşfeden insanlar böyle düşünmeyi severler. Eğlencelidir, mizah duygusu olan bir düşünce türüdür. Beynin sağ ve sol lobları arasında sürekli bir iletişim söz konusudur fakat bu tip düşüncenin hareket mekanizması beynin sağ lobunda yatar.

Genellikle böyle düşünen insanların kafası çok dağınık olur, eğer biraz da dikey olarak düşünebiliyorsa Yaratıcılık başlar. Zaten Lateral düşünen insanlar genellikle az da olsa Analitik düşünceye sahiptir. Hareketlerine bir yön verebilmeleri için birilerinin plan yapması gerekir bu kişiler için. En azından sosyalleşmekte iyiler.
Lateral düşünen her insan azıcıkta olsa dikey düşünebilir fakat işlem sırasında bunları önemsemez, kısa devre yapar. Gözlemci’ye kafasındaki tavşan düşüncesini ifade ettiğinde, gözlemci 62 sayısını görür ve tavşana ulaşması için gerekli çizgileri çekmesi gerekir.

Ölçek konusunda habersizdirler hep aynı ölçekte algılarlar ve uygularlar fakat kavramları birleştirebilirler. Toplum konusunda bir şeyler derken birey faktörünü kesinlikle kullanmazlar, ama birey ile uğraşırken psikolojiden anlarlar.
Şimdiki zamanı en iyi şekilde değerlendirmeye çalışırlar ve geri dönüp bakmazlar, görecekleri boşluktan korkarlar, gelecek ise yoktur. Duygusaldır.

Mesleklerle : Mimar, Organizatör, Kalfa, Tasarımcı, Reklamcı, Kuaför

Analitik ve Lateral düşüncede birey ne kadar düzlemsel olarak düşünse de dış dünyaya geçtiğinde dışarı çıkan şey sadece bir çizgidir.

– Üç boyutlu düşünmek –

İşte şimdi işler iyice acayipleşmeye başlıyor. Bahsettiğim bu x,y,z eksenlerinin hepsinde bir eşik var. Bu eşiği kırıp geçen kişi 3 boyutlu düşünmeye başlar. Kısa devre yoktur. Düşüncelerini anlattığında Gözlemci en azından bir karakalem eskizi görür. Kendi Jargonu ile anlatmak yerine gözlemcinin anlayabildiği şekilde ifade eder. Ustalık belirtisidir. Duygular ve Düşüncelerde ustadır. Planlarında ötesine geçip, Hayal kurabilir. Kafasını boş tutamaz, hep birşeyler yapar. Her şeyde bir güzellik görebilirler. İmajinasyon yetenekleri çok kuvvetlidir ve zihninde tasarladıklarını hayata geçirmeyi bilirler.

Ama yine de olayların ve düşüncelerin akışında büyük bir kayboluşa düşerler. Sağlıkları sürekli bozulur fakat dışarıdan bakan biri için bilgedirler. Düşünmedikleri zaman yaşarlar.

Psikanalistler, Uzman Hekimler, Girişimciler, Ustalar, Akademisyenler, Yapımcılar, Yönetmenler, Büyük Suçlular

8931d45382e098ba771b6020d43e34c3

– En az dört boyutlu düşünmek –

Eğer hali hazırda 3 boyutlu düşünen bir kişi, iç içe geçen (hem bireysel, hem de çevresel) etki – düşünce – tepki zincirine hakim olur ve zaman boyutundaki eşiğini de kırarsa bu kişi düşüncelerine zaman ve derinlik boyutunu somut bir şekilde koyar. Yerçekimi ve atalet kanunları artık bu insan için uygulamaz. Işık hızına yakın bir hızda gidiyordur. Böylelikle duyguları ve düşünceleri zaman ile harmanlandığı için düşüncelerini dışarıya vurduğunda ürün 3 boyutlu olur. Fiziksel olarak ölse bile eseri uzun seneler boyunca kalır.

Kayboluş ve boşluk bunlarda da vardır fakat doldurmayı çok iyi bilirler. Mental sağlıklarını belli ölçüde korurlar, ama yine de deli sanılırlar. Nedenleri ve sonuçları düşünmezler, pamuk ipliğine bağlıdır yaşama deneyimi. Ama çok iyi transa girerler.

Bilim Adamları, Ozanlar, Heykeltraşlar, Müzisyenler (Bestekarlar), Ressamlar, Filozoflar, Yazarlar, Şairler, vs.

– Deha –

Buraya kadar düşünülen düzlem ve uzay sabitti ve kısa zamanlar içinde minimal ölçüde hareket ve değişim vardı. Bu kişi bulunduğu yerden limitlerini bilemeyecek kadar büyütmüşse, artık düşünceleri içinde hareket etmeye başlar ve kendi gerçekliğini oluşturur. Tek bakış açısıyla bakmak artık çocuk oyuncağıdır. İnsanların göremediği açılardan görebilir her şeyi. Bir çok işi birden yapabilir hale gelir. Erişim alanı artar. Kafasındaki karşıtlıklar artık çelişki değil, yeni yeni düşünceler oluşturur. Karşıtlıklar artık Kadın ve Erkek gibidir onun için. Algıları değişir. Kalıcı eserler bırakırlar, isimleri hiç ölmez, hatta akımlar bile yaratırlar, devrim yaparlar. Ve en güzeli, her şey de mükemmelliği görebilirler.

Bu kişi artık mesleğiyle veya kalıcı eserleriyle değil ismi ile tanınır… Bu kişi Albert Einstein, Antoine De Saint-Exupéry, Nikola Tesla, Thomas Edison, Socrates, Nietzsche, Lewis Carroll, Tim Burton, Wittgenstein, Homeros, Casanova, Ludwig Van Beethoven, Isaac Newton, Terry Pratchett, Astor Piazzolla, Salvador Dali, Rodin, Neyzen Tevfik, Mustafa Kemal Atatürk, Paco De Lucia, Vincent Van Gogh ve diğerleri… Bir deeeee… bebekler! (En azından konuşmayı öğrenene kadar)

Sadece bu kişiler mükemmelliğe ulaşabilir. Bu kişiler için bir kayboluş veya boşluk yoktur. Hayatları üzerinde tam kontrolleri vardır. Çevresel negatif etkenleri bile hali hazırda yoketmişlerdir. Özsaygı ve özgüven en yüksek düzeydedir. Düşündükleri ve deneyimledikleri her şeyi yaşarlar.

Artık olay varoluşu geçmiş öze gelmiştir. Çünkü Mükemmellik hiç bir zaman varoluşu nitelendiremez. Ancak özü nitelendirebilir.

En önemlisi karar verme mekanizmalarını mantık üzerine kurmazlar. Neden-Sonuç ilişkisi bu kişiler için çok saçmadır. Çocuksu ve Bilge bir tavırla ”Olaylar oluyor işte tadını çıkar.” der.

– Majisyen –

Maji nedir? Latince büyük, ulu, aziz, usta, saygın, hikmetli anlamına gelen magnus-a-um kelimesinden kişinin hem kendini hem de toplumu ruhsal ve bütüncül olarak olgunlaştırma ilmine de magica denmiştir. Magica yani büyü ilmi aslında sanıldığının aksine topluma faydalı bir ilimdir ve her bireyin muradını bularak bütünün hayrına en uygun şekilde katılım yapmasını sağlar. Ancak her ilim gibi kötüye de kullananlar olmuştur ve çoğunlukla topluma yanlış tanıtılmıştır. Maji evren ve insandaki ruhsal, evrensel ve ilahi kanunları tespit ederek bu kanunların içinde hareket etmeye dair bir ilim ve sanattır..

Majikal bağlamda bütün bu kişilere baktığımızda… Majisyenin nasıl düşündüğü görmek için Ordinaryus olmamıza gerek yok. Hayat ağacını gözünüzün önünde canlandırın. Ve bütün bu düşünce düzeylerini sephirothlara yerleştirin. Biliyorsunuz ki her Sephiroth aslında bir bilinç düzeyidir ve hepsi bir bütün oluşturur.

Bu kadar kafa patlattıktan sonra bu insan için karşıtlıklar iyi kötü gibi birbirlerini sıfırlayan değil, erkek ve kadın gibi birbirini tamamlar haldedir, böyle bir karşıtlığın sonucu hem 0 hem de 2’dir. Atom altı parçacıklardan galaksi sistemlerine kadar bir ölçekte düşünebilir ve her türlü kavrama atlayabilir. Sembolleri etkili biçimde kullanır.
Hem iyi bir sanatçıdır, hem iyi bir bilim adamıdır. Hem de iyi bir dinleyici ve gözlemleyicidir.

Majisyenin paleti ve tuali hem evrendir ve hem de majisyenin kendisidir.
Majisyenin kafasındaki bilgisi, tekniği, uygulaması ve ortaya çıkardığı resim hem evrendir ve hem de majisyenin kendisidir.

Majisyenin bir dahi olmasına gerek yok fakat düşünceleri içinde hareket edebilmesi gerekiyor, bakış açılarını değiştirebilmesi (Tanrı Formları). Beş boyutta etkili biçimde düşünebilmesi yeter. Yine de Holy Guardian Angel’ı (dehası, kutsal koruyucu meleği) ile konuşmaya ve bilgisine vakıf olmuş bir Majisyen, bir Dahi olur ve buna rağmen hala daha yapacak işleri vardır.

Maji içimizeki dehayı açığa çıkarmamızı sağlar.

Majisyenler İlahi Nizama katıldıkları zaman 5. Varoluş Seviyesinde Ashim melekler düzenine katılarak görevli hizmetli İnsi-Melekler olurlar. Her meslekten olabilirler. Ruhsal, zihinsel, sezgisel ve enerjetik yeteneklerini özgün muratlarını özgür bir şekilde gerçekleştirerek hem ruhsal olarak olgunlaşırlar/tekamül ederler hem de toplumda önemli bir konuma gelerek bütüne hayırlı işler yaparlar.

Ancak kara büyücüler toplumsal hayır gözetmeden kendi veya içinde bulundukları grupların menfaatleri için güç elde ederler. Aslında yalanlar ve illüzyonlar oluşturarak kendilerini haketmedikleri yerlere getirirler. Kara büyücüler yüzleşemedikleri geçmiş karmaları, zihinsel-duygusal travmalar-hasarlar ve kusurlardan dolayı böyle bir eğilim gösterirler.


Bölüm 2 – Eşikler/Engeller

Maji kendini bazı eşikler ile mental açıdan zayıf insanların suistimalinden, pasif olarak kendini korur. Spiritüel güç’ün temeli Mental güçtür. Hala düşünmek hakkındaki bu uzun yazıyı okumanız bu yüzden önemlidir.

Doğru ve sert konuşmam gereken bir konuya başlamış bulunmaktayım. Bir önceki beynimiz denen ve mental dünyamızı oluşturan yazıda eksenlerden bahsettim. Bu eksenler mental dünyamızdaki nesneler arasında, ne nerede, ne boyutta, ne düzlemde, ne derinlikte, bir birlerine olan uzaklığı nelerdir gibi sorulara cevap vermek için önemli bir konsept oluşturmakta…

Ve çoğumuz o yazıyı okurken içinden, ”Eee ben zaten 3,4 boyutlu düşünüyorum ehehehe” demiştir. Amma velakin beyinlerimize hakaret etmek kolaydır. Ki ne kadar büyük olduğunu bilmediğiniz bir dünyada ben her şeyi 3,4 boyutlu düşünüyorum diyerek hakaret etmek gerçekten kolaydır…

Peki o zaman neden bizim ülkemizden bir Deha çıkmadı şu ana kadar… Neden sanat konusunda başarılı tek bir Türk evladı yok… Dünyaca tanınan çok az Türk var. Cahit Arf, Mustafa Kemal Atatürk daha fazla saymaya çabalamak sadece moralimi bozacak. Çünkü toplum olarak en çok kanalize olduğumuz konu olan futbolda bile pek başarılı değiliz.

İstediğin çoklukta boyutta ve eksende düşünün, dışarı vurulduğunda eşiği geçtiğiniz boyutlardan hep bir eksik olarak dışarı çıkacaktır. Bu gizli kanundur. Ki çoğu düşünceler bilinçaltına atılır ve hiç dışarı vurulmaz, bilinçaltına geçen düşünce çözünür, sonra ifade edeceğiniz zaman boyutları tekrar birleştirmeniz gerekir.

Ör : X ve Y ekseninde eşiği geçtiniz, ama Z ekseninde sınırlısınız, dışarı vurulduğunda sadece X ekseni çıkar.

dc9ad56adfb9d22fe6faee4cd91fe3a3

Düşüncelerinizde ki bu eşik dediğim yerlere yaklaştığınız her taktirde, beyniniz içgüdüsel olarak bir peşin hüküm veya bir önyargı da bulunur veya sinsice konu sıçraması yapar. Ve çoğunlukla düşünce eylemi sırasında çoğunlukla farkedilmez, farkedilse de rahatsız etmez… Eğer Okültizm ve Parapsikoloji ile uğraşıyorsanız şimdi farketme ve rahatsız olma zamanınız geldi.

Doğru konuşalım… Okültizm, Mistisizm veya Paranormal konularla uğraşarak Türk donanımında Batılı veya Uzak Doğulu yazılım çalıştırmaya çalışıyoruz. Windows işletim sisteminde Linux veya Mac OS X yazılımı çalıştırmaktan bile zor… Ama mümkün.

Tipik büyükşehir evladına en yakın Mistisizm konulu Yazılım ancak Tasavvuf… Türk usülü Zen… Onun için de iyi bir İslam bilgisi şart ama bu devirde saf İslami ilimi şehirde bulmak zor, tasavvufun da kendi içine dönük bir sistemi var. Ülkemizde saf İslami bilgileri edinmek biraz zor, genellikle bilgiler güzel ama tesisat kötü olduğundan musluktan su biraz paslı ve kireçli akıyor. Temiz kaynak ve güzel tesisattan saf bilgi almak da mümkün fakat şans meselesi. Böyle bakıldığı zaman kitaplardan Qabalah öğrenmek veya kitaplarla desteklenmiş Yoga Merkezlerine gitmek da aynı uzaklıkta gözüküyor.

Kendi kişisel tabularımız, önyargılarımız (peşin hükümler, yanlılık), korkularımız ve bir de buna ek olarak prensiplerimiz var… Bir de hepsine ek olarak Dil ve Sembolizm problemi var. Merak etmeyin hepsi aşılabiliyor.

Bu yazıda öncelikle beynimizi kullanmamızın önüne geçen bir kaç kilidi tanıtacağım ve bu satır aralarında bu kilitleri açan bazı anahtarları anlatacağım. Sonra size sonsuz bir uzayda kendimizi nasıl hapsettiğimizi göstereceğim.

– Korku –

Eşiğe yaklaştığımızda bilinçaltımızın kapılarını zorlamaya başlarız. Çünkü eşiğin gerisinde bilinçaltı vardır. Bilinçaltımız hayatımızda algıladığımız ve düşündüğümüz her şeyi içerir. Kocaman bir evrendir, hatta kişisel fikrime göre bilinçaltımız Qabala’da Briah dünyasını (Yaratma Dünyası-World Of Creation) temsil ediyor, ki bu sonsuz evrene teşkil eder. Neyse eşikler tansiyonun yüksek olduğu yerlerdir ve buralara yaklaştıkça beynin kısa devre yapmasını açıklamak kolaydır. Bilinçaltımızda bastırdığımız karakter özelliklerimiz, korkularımız, yaşadığımız travmatik ve kötü anılar kütleler halinde bulunur ve aşağı doğru çökerek eşiğe baskı yapar.

Düşünce eşiğimize yaklaştığımız zaman kapak açılır ve aşağı o çirkin kütlelerin bir kısmı düşer ve biz de buna korkarak tepki veririz ve yüksek seviyelerde düşünmekten cayarız. Çok basit değil mi?

c77f943472454fdbea76d9e752717a90.jpg

Aslında korkulacak hiç bir şey yok… Sadece yoğunlaşmamaları gereken bir dünyada fazla yoğunlaşmış şeyler. Ve bunları yoğunlaştıran kişiler sadece biziz, ve bunu her ”Boş vermek” ve ”Kaçmak” eylemini uyguladığımızda yapıyoruz. Onlarda orada çürüyorlar, bakteri ile kaplanıyorlar, koloniler kuruyorlar, sonra medeniyet oluşturuyorlar hatta gökdelenler dikip Komplekslere dönüşüyorlar. Serbest çağrışım trenine atlayın ve trafik, çevre kirliliği, gürültü, çöp vs. vs…

Boşvermeyip, ilgilenmek, hakkıyla yüzleşmek ve sorunu çözmek gerekir. Korkulacak hiç bir şey yok, korkuların hepsini biz yaratıyoruz, gayet sonlandırabiliriz.

Ve korkularımızı yenerek en primitif ve en temel duygu kontrol özelliğimizi geri kazanıyoruz. Cesaret. Aslında Dünyaya gelmemiz bile çok cesurca bir davranış.

Türlü türlü Varlıklarla olan çağırma ve karşılaşmalarda ise, bütün bu varlıklar en azından görünür veya hissedilir olmak için bizim bilinçaltılarımızdaki enerjiden beslenirler, kapak açıldığında düşen şeyler korku öğesi yaratır… Korkulacak bir şey yok. Korkunç diye adlandırdığımız varlıklar sadece ilgiye ve enerjiye çok açlar ve çöp bile bulsalar kullanıyorlar. Gerekli temizlikleri yaptıktan sonra Varlıklarla karşılaşmak korkutucu olmaktan çok eğlenceli olmaya başlayacaktır… (1)

(1) Her şey ama her şey materyal planda var olmaya veya gerçekleşmeye doğru çekilir, Melekler sadece bizim bulunduğumuz dünyada yaşamak için kanatlarını keser(2), düşünceler de, korku diye adlandırdığımız bu yapılar da…
(2) Düşünceler materyal plana vurulduğunda, eşiği geçen eksenlerden bir eksilir dememin en güzel örneği, meleklerin kanatlarını kesmesidir. Cisimlenebilmek için, bir şeyleri orada bırakırlar.

Depeche Mode çoğunlukla Dinin içeriğindeki Ezoterik öğretilere dair mesajlar içeren 5. Boyuttan haber veren şarkılar ve albümler yaparlar. ‘Playing the Angel’ albümü ile aslına bakarsanız İnsi-Meleklerin günümüz Dünyasının şartları altında karşılaştıkları bazı inisiyasyon ve eşiklerden bahsedilmektedir. Depeche Mode bunu yaparak bir yandan Melekler nizamını Dünya’da gerçekleştiriyorlar ve şarkılarından insanlığa taşınan mesajla birlikte İlahi Nur akmasını sağlıyorlar.

– Prensipler & Paradigmalar –

Toplumun ve Bireylerin güzel yalancı peygamberleri. %2’sini kullandığımız beynimizle oluşturduğumuz prensipler ne kadar tam, ne kadar mükemmel olabilir ki. Prensipler’i yaşadığımız kötü, travmatik veya tatsız deneyimlerden dersler çıkartarak programlarız ve bir kaç uygulamadan sonra bilinçaltımıza yerleştiririz.

Prensiplerin tecrübelerle sabitlenmesi özelliği tamamen bir yanılma. Aslında kocaman bir önyargılar kütlesi, tıkaç niyetine. Objektif bir yapı kesinlikle söz konusu değil. Saf saf kendimizi korumak için oluştururuz. Aslında pek de öyle değildirler. Kendimizi koruyacağımız tek araçlar Doğal Kanunlarımız ve Aksiyomlardır. Aslında prensipler kurarak yaşayacağımız tecrübelerin önüne geçmiş oluyoruz. Tecrübelerin önüne geçmek ise kıt ve monoton bir yaşama sebebiyet veriyor. Sakat ve sakar bir savunma mekanizması, düşünce mekanizmasında bir kusurdur.

Biraz tansiyondan kimseye zarar gelmez. Aksi taktirde dinlenme zamanının değeri anlaşılmıyor. Özellikle sosyal konularda prensipler oluşturmak kendimizi ve diğer insanları manipüle edebilme yeteneğimizi törpülüyor.

Maji’ye Manipülasyon bağlamında bir bakın ve gelmek istediğim noktayı görün.

Prensipler de paradigmalar da somutturlar. Bildiğimiz şeylerdir. Prensipler bireyseldir paradigmalar bilimseldir.

Ama şimdi Atom Altı Parçacıklar’a Newton Kanunlarını uygulayamazsınız ki.
Veya topluma Psikanaliz yapamazsınız. Ancak bireye yapabilirsiniz.
Bireyi de sosyolojik açıdan değerlendirmek saçma.

Prensipsiz olun demiyorum. Sadece prensiplerinizi mikro ve makro boyutları düşünerek ayarlamanız gerekir. Ayrıca insan ve özgür irade faktörlerini hiç unutmayın. Adaptasyon ve Manipülasyon sizi gerçekten koruyacak tek şeydir. Bu da zaten özünde Simya’nın işidir.

– Tabu –

Tabular’ın doğası da korkulara benzer. Sadece sosyal yaşam ve dışarıdaki etkenler tarafından bilinçaltımıza kodlanmıştır. Aile, devlet, toplum, din gibi kurumlar tarafından gelirler tabular ve mental dünyanızı sınırlayan en büyük blokları oluştururlar. Tabular konusunda hassas olan okuyuculara bu başlığı özellikle okumalarını tavsiye ederim.

Size tabularınızı kırın demiyorum, bu sadece sizin tercihiniz…

Kendi içinde bir çok tabuyu kıran bir insan için Tabular çok saçmadır, fakat altlarında her zaman acayip bir neden çıkar.Batıl inançlar, hurafeler de cüce akrabalarıdır. Sadece tabular devdir…

Bilinciniz her zaman daha fazla özgürlük ister. Ama tabulara dokunmak istemez. Dokunabilirsiniz, esnetebilirsiniz, sıyrılıp yanından geçebilirsiniz… En fazla arkadaşlarınızla Tabu oynarken Tabu kelimeyi söylediğinizde olduğu gibi düdük çalar, sonra da geçer giderler. Ki kırsanız da pek farketmez.

Korkular gibi bireysel olarak kaçınılan şeyler değillerdir. Bu sefer kaçış kollektiftir. Bu yüzden tabular çok güçlüdür. Sembolik olmaları ayrı bir önem ve güç taşır.

Ama yine de tarihe yenik düşerler. Örnek olarak, Rönesans ve Reform akımıyla kocaman bir kıtanın tabuları 50 senede değişti. Bir süreliğine özgür bir ortam oluştu ardından yenileri geldi. Önemli olan nokta şu, birey korkularını, toplum da tabularını yenebilir.

Ama Tabular Ev Cumhuriyetimizde sadece bizi ilgilendirir. Kollektif bir yapı olmasının bir önemi yoktur, bir birey olarak bizde sadece bir yansıması bulunmaktadır. Zaten tabuları kıran insanlara baktığınızda, birey bilinçlerinin yüksek olduklarını görebilirsiniz. Evinizde istediğiniz tabuları kırabilirsiniz. Topluma yansıtmamanızı tavsiye ederim, ama yine siz bilirsiniz.

– Tabular yine de tehlikelidir. Mesela bir kişi kafasındaki Tanrı tabusunu kırar ve Ateist olur, Her fırsatta kırdığı bu tabudan ve yeni etiketinden böbürlenir duruma gelirse, Her karşılaştığında tanrıyı yalanlamak, ve insanların inançlarına saygı göstermemek tek uğraşı olursa bu sefer Tabu arkasından yeniden oluşur. Bu sefer Ateizmin kendi extrem tabularının etkisi altında kalır. Sol-El’cilerin karşılaştığı durumlardan biri. Sağ-el tarafları zaten Tabulara dokunmuyorlar bile.

Tabu kırdığımızda bilinçaltımızın yeni bir bölgesine gidiyoruz ve oraların yakınındaki her düşünceyi de aktif hale getirmiş bulunuyoruz. Ortamı tanımadığımız için daha dişli rakiplerimiz olmaya başlar. Bundan istifade etmeye çalışan daha dişli varlıklar da elbette vardır. Manipülasyon ve Adaptasyon yeteneğiniz mental sağlığınızı koruyabilecek gelişmemişse tabu kırmayın.

Maji ile uğraşmak, zaten sokaktan geçen adam tarafından bakıldığında bir Tabu’dur. Eğer bu tabuyu kıracaksanız, hakkıyla kırmanız ve gereken fedakarlıkları göstermeniz gerekir.

– Kapasite –

– Benim adım Hıdır. Elimden gelen budur –

Ama kapasite de her zaman yükseltilebilir. Maji bu bağlamda bir bakış açısıyla bakıldığında şöyle bir anlam taşır…

Maji normalde elinizden gelmeyen şeyleri, yapabilmektir.

Tek eksende dümdüz düşünürseniz bir yerden sonra önünüze bir engel gelir. Başka bir eksende düşünmek zorunda kalırsınız, orada da bir yerden sonra engel ile karşılaşırsınız. Sonra düzlemi kullanırsınız tamamen. Düzlem de sorunuza cevap vermez ise, bu sefer başka bir eksende daha hareket etmeye başlarsınız. Çoğunlukla böyle bir durumda engelin rahatlıkla çevresinden dolanır ve yolunuza devam edersiniz. Eğer bu da cevap vermezse uzayı tam anlamıyla kullanırsınız ve bir çıkış yolu bulursunuz. Hala çıkamadıysanız, o engeli siz kendi kendinize yapmışsınızdır (Korku veya Prensip) veya kollektif bilinç size kodlamıştır (Tabu veya Paradigma)

Eğer 3 eksende de düşünmüşseniz artık atıl da değilsinizdir. Şöyle biraz gerinirsiniz, biraz ısınma yaparsınız, sonra biraz geri çekilip koşarak o engeli kırarak geçersiniz… İşte bu, ne kadar hokus pokussuz olsa da Maji’nin en basit örneklerinden biridir ve Düşünce Simyasında yaptığımız Zihinsel sıçramalar bizim daha önce çözemediğimiz sorunları çözmemizi sağlar.

f4a77a5726c0dd36892ef598bbeb8567

Çift eksende düşünen birisi eşik geçerek olgunlaşma yapabilecek kadar momentuma sahip değildir. Düşüncede en az 3 boyutlu bir varlığının ve ciddi bir momentumun olması gerekir.

Elbette bizim gibi Şuursuzca Kolaya kaçan ve yine Şuursuzca Çuvaldızla Her şeyi Kanırtan insanlar için ”Benim adım Hıdır, elimden gelen budur.” demek çok kolay. Ama size kötü bir haberim var… Her şeyin sorumlusu biziz. Sorumlulukları almamayı seçenlerde biziz. Kendimizden bir şey beklemeyerek Standart İnsanlar olmayı seçenler de biziz.

Arkadaşlarımızı seçebiliyoruz, işimizi seçebiliyoruz, evimizi seçebiliyoruz, eşimizi seçebiliyoruz, arabamızı seçebiliyoruz, bilgisayarımızı seçebiliyoruz. İnsanları manipüle edebiliyoruz, koşullara adapte olabiliyoruz. Sadece Ailemizi seçemiyoruz ama 13 yaşından sonra herkes özgürdür ve o yaştan sonra insanlarla aranızdaki tek bağ Özgür İradenizdir. Öyle bir durumda da ya stratejik ve diplomatik oynayarak her sorunda kavga etmek yerine Ailenizin bireyleriyle teker teker uğraşıp değiştirmeyi seçebilirsiniz, İnsanları değiştiremiyorsanız anlayacakları dilden konuşursunuz, blöf yaparsınız, rol yaparsınız… 5 sene geçipte hala tık yoksa, ya bir yerlerde bir şeyleri yanlış yapmışsınızdır, ya da pılınızı pırtınızı toplayıp kendi hayatınızı kurarsınız. Bir sürü seçenek yine var. Bu sizin sınavınız. Çorak araziler bile uğraşıldığı zaman verimli hale getirilebiliyor.

Eğer siz sorun çıkarmayan bir insan olursanız etrafınıza daha çok sorun çıkarma potansiyeli az olan insan çekersiniz. Ve hayatınızın geri kalanında insan faktörü konusunda rahat edersiniz… İnsan faktöründen bahsediyorum, bu bile çözülebiliyor. Bütün iletişim sektörü ufacık ayarlamalar üzerine kurulu. İki üç kişi kafa kafaya verip annenizi kendi markalarının deterjanını almaya ikna edebiliyorlarsa, sizde onlara kendi fikirlerinizi ve düşüncelerinizi satabilirsiniz.

– Maji Kendini Korur –

Bu kadar yüce bu kadar kutsal olan ve bu insanın sonsuz gücünü sembolize eden Maji, elbette bu mükemmelliği korur… Nefsini ve Egosunu minimum oranda bile olsun terbiye etmemiş bir insana bu güçleri verdiğinizi sadece 10 saniyeliğine düşünmek, felaketi görmeye yeter. Ama hiç merak etmeyin, Maji kendini korur. Şöyle ki;

Majiyle uğraşıpta akli dengesini yitiren bir çok örnek var… Goetia çağırmasında Anevrizma (beyin kanaması) geçiren de var… Toplumdan dışlananı da var… Yakılanı da, idam edileni de var… Astral Kat çalışması yaparken en alt katlardaki Astral Zindanlara düşünler de var…Ayrıca 7 katıyla geri dönen masum lanetler de var…

İnisiyasyon da zaten böyle bir şey…

Elbette Maji hem her fırsatta kolaya kaçan hem de materyalist bir yapıdaki bir insana yüz vermez. Potansiyeli varsa belki yüz verir ama bu sefer de zorluk çıkartır. Bu olay sadece hokus pokus değil.
Aleister Crowley gibi Kara Büyücü olduğu izlenimini veren bir insan bile, sadece kartlarını doğru oynadığı için, bir sürü sırrı kocaman bir kitleye açmasına rağmen bu yukarıda yazdığım hiçbir şeyden etkilenmedi, ki bu durumda o işini iyi yapan bir Majisyen midir? İyi bir yalancıdır ve yüklü oranda bilgi taşıdığı için insanlar tarafından korunup kollanmıştır ve sansasyonel kişilik sayesinde kendine bir çok taraftar da çekmiştir. Ancak kendini ilan ettiği kadar yüksek bir majisyen değildir. Ancak herkes illüzyon yaratabilir ve kendini istediği gibi tanıtabilir, ta ki karşısındaki o kişinin doğrularını görene kadar.

Ayrıca yaşlandığında huzurlu ve doğal nedenler dolayı öldü. (Kim ne derse desin… Aleister Crowley’nin kişiliği gündemde konu olmadığında spekülasyon ve sansasyon amaçlı kullanılır. Magazin haberleri gibi… Sonu yok)

Analitik Psikolojinin babalarından Carl Gustav Jung ”7 Sermons to the Dead” adlı eserini yazarken, yaşadığı evde paranormal varlıklardan dolayı nefes almakta bile güçlük çekiyordu (o kadar varlık aynı eve doluşunca hava hissedilir oranda ağırlaşıyor) fakat mental veya fiziksel hiç bir zarar görmedi…

Düşünce Simyası bu yüzden önemli.

 

Bölüm 3 – Kusurlar ve Sakarlıklar

Yüzde 2’sini kullandığımız beynimiz hakkında pek bir şey bilmiyoruz aslında. Ama ben bizi yüzde 2 ile kısıtlayan kilitlerin bir kısmını size bir önceki yazıda anlattım.

Mental enerjimiz ve dünyamız, fiziksel enerjimiz ve dünyamız gibidir. Bir yerden sonra tükenir ve yeniden doldurmamız gerekir. Mental bedenimizde de Sinir, Dolaşım, Boşaltım, Sindirim, Hareket vs. vs. sistemleri vardır, tıpkı fiziksel bedenimiz gibi. Bu yazının amacı ”Eşikleri geçecek yeterli momentumu kazanmak”, bundan başka bir şey değildir.

– 10 Emir-Laf (1) –

1 – Her şey birdir.
2 – Birinci emir-laf bir yalan. Her şey hiçtir.
3 – Gerçekten bir yaratılış, zaman, uzay, cennet veya dünya yok… Ancak bir Sen var.
4 – Algılama gücümüzdeki çok temel bir aksaklıktan ötürü, bir yaratılış, zaman, uzay, cennet veya dünya varmış gibi algılıyoruz.
5 – Algılayışımızdaki bu aksaklık tamir edilemez, ancak üstesinden gelinilebilir.
6 – Algılama yeteneğimizdeki bu aksaklığın üstesinden gelebilmemiz için, onları kendi isteğimizle kırılana kadar suistimal etmeliyiz.
7 – Yukarıdaki (Cennet) ve aşağıdaki her şey (Dünya) ile yukarıdaki ve aşağıdaki her şey birbirine bağlıdır.
8 – Yukarıdaki ve aşağıdaki her şey ile yukarıdaki ve aşağıdaki her şey birbirinin yansımasıdır.
9 – Yukarıdaki ve aşağıdaki her şey ile yukarıdaki ve aşağıdaki her şey birbirine benzer.
10 – Herhangi bir şeye yeterince sağlam bak, er geç her şeyi göreceksin.

Ne kadar kolay değil mi?

(1) Bu sözde 10 Emir-Laf (Command-Rant) Lon Milo DuQuette’in Qabalah öğretisini çok basit ve güzel bir mizahi dille gayet anlaşılır halde anlattığı ”Chicken Qabalah of Rabbi Ben Lamed Clifford” eserindendir. İngilizce bilenlere şiddetle tavsiye ederim. Bilmeyenlere ise şiddetle İngilizce öğrenmelerini tavsiye ediyorum… Hemen!

– Dil Öğrenmek –

Size hemen Qabalah gibi Batı Ezoterik Öğretilerinin temelini oluşturan bir yapıya balıklama daldıracağımı aklınızdan bile geçirmeyin…

– İngilizce bilmek zorundayız ve hatta İngilizce düşünebilmek zorundayız. Eğer Okültizm ve Parapsikoloji ile uğraşıyorsak bütün devlerin yapıtları İngilizce… O devlerin omuzlarına çıkıp dünyayı onlar gibi görebilmemiz için İngilizce öğrenmemiz gerekiyor… Kesinlikle ”Benim Adım Hıdır, Elimden Gelen Budur.” demeyin.

Az önceki kendi yaptığım 10 Emir-Laf çevirisi bile olayın tamamını vermeye yetmiyor. ”Her şey birdir.” ve ”Ancak bir Sen var” gibi Türkçe’de komik duyulan cümleler İngilizce’de anlamlı, Qabalah hakkında bir şeyler bilen birisi için çok daha anlamlı. Orada ”olmak” fiilinin tekil kullanılması gibi ufacık nüanslar, aslında olayın özünü anlatmaya yarayan şeyler… Ve inanın bana bu tip konularda hem estetik bir Türkçe, hem de anlamı düzgün bir şekilde veren bir çeviri için yapılabilecek hiçbir şey yok, kaynak dilin esnekliğini kullanarak ufacık nüanslarla bir cümleye 10 anlam birden yüklüyorlar.

– ”Ben zaten İngilizce biliyorum.” diyenler için, bir tane daha dil öğrenin, İngilizce’yi daha bir öğreneceksiniz. Fazladan bir dil öğrenmek sizin için hiç bir kayba sebep olmaz. Biraz zorlanarak da olsa, Kitap okuyacak ve anlayacak kadar dil öğrenmek Okültizm ve Parapsikoloji gibi konularda yapabileceğiniz en verimli yatırımdır. Ayrıca mental bedeniniz için de çok yararlıdır. Kafanız hem analitik hem de lateral olarak çalışır. Hafızanız kuvvetlenir. Daha fazla kaynağa sahip olursunuz. İletişim becerileriniz geliştiği için Adaptasyon ve Manipülasyon yeteneğiniz gelişir. Ana dilinizi daha verimli kullanırsanız. Başka başka ambiyanslara girersiniz. Kültür düzeyiniz artar.

Dil insanı hayvandan ayıran ve tanrıya yaklaştıran bir özelliktir. Kutsal bir nimettir. En verimli şekilde kullanılmadığı müddetçe hakkı verilemez. Bodoslama kurduğumuz her cümle bir günah, kutsal olana karşı bir küfür… Bu yüzden ana dilinizi de öğrenin… Yazarak ve Şiir okuyarak.

– Mental Kusurlarımız –

10 Emir-Laf’ın satır aralarında belirtmeye çalıştığı bazı kusurların üstesinden gelecek uygulamaları açıklamadan önce size bu aksaklıkların özünü anlatmam gerekiyor.

Algı Kusurları ve Taraflılık – Wiki Linki – Korkunç bir liste – En azından google translate ile bakın.

Yukarıdaki linkte gördüğünüz wiki sayfasındaki her şey bir kusur…

– Bizi materyal plana kitleyen; Ruh, Düşünce ve Madde kavramlarını birbirinden ayıran olgular. Nanosaniyelik işlemler yapan bir Nöron’un gözünden olaya bakacak olursak aslında hepsi aynı. Bizim saniyeleri bile çabucak geçirmemizin konuyla hiçbir alakası yok… Beyinlerimize hakaret etmek kolaydır…

– İlk önce algıda kusurluyuz. Sadece belli bir ölçekte algılarımız düzgün çalışıyor. Bir cisme baktığımızda ilk önce formunu ve fonksiyonunu algılıyoruz, dokusunu ve detaylarını algılamak için dikkatimizi vermemiz gerekiyor. Arnavut kaldırımını ayağımız takılana kadar düz bir yüzey olarak algılıyoruz. Asfalt aslında düz değildir ki… Ama bilincimiz yürürken o seviyede değil. Gündelik hayatın getirdikleri. Ama merak etmeyin beynimiz algılıyor sadece çok geri plana atıyor. Zaten bilinçaltınızı iyice keşfetmeye başladığınızda bu tip detayları sürekli hissedip, aşırı hassasiyetten dem vuracaksınız. İki ucu silgili kalem.

Ama olay şu… İyice düşünmedikçe ve bilincimizi yöneltmedikçe duyularımızla algıladıklarımız küçük ölçeklerdeki kavramlara (doku ve altı), büyük ölçeklerdeki kavramlara (oda ve üstü) hakim ve aşina değil. Bu aralığın dışında kalan bilgiler, bilincin odağından kayıp gidiyor. Aynı fotoğraf makineleri gibi. Odağın önü ve arkası bulanıktır. Gözler de aynı mekanizma ile işler.

Sadece görme değil, bütün duyularda böyle bir odaklanma mekanizması vardır. Ama beyin her şeyi hissediyor, bütün detaylarıyla, büyüğüyle küçüğüyle, sadece o an bilinç için önemsiz gördüklerini direkt olarak bilinçaltına aktarıyor. Reklamcılar özellikle algılamadaki bu aceleciliğimizi çok iyi bir şekilde manipüle ediyor. Bizim bilincimizden kaçan minicik anları kullanarak Direkt olarak Bilinçaltına saldırıyorlar. Komik veya ilginç reklam yapmalarının tek nedeni bilincinizi gevşetip, mesajları bilinçaltınıza sızdırabilmek. Reklam sektörü hakkında ne derseniz diyin, işe yarıyor…

– Her şeyi olabilecek en tekil şekilde algılamak bize detay işlemede önemli bir engel oluşturuyor. Bu durumda ya çok detayları çok düşünüp, detaylarda kayboluyor ve genel olanı göremiyoruz. Ya da çok yüzeysel düşünüyoruz. Sağlam bir Mental Momentum bu sorunu çözmeye yeter.

– Rutinlerimiz ve alışkanlıklarımız bilincin sürekli aynı şeyleri algılamaya koşullandırılmasından dolayı oluşur. Böyle bir hayat yaşadığımız taktirde bilinçaltımıza neyin girdiğini hiç bir zaman fark etmeyiz. Bu ortama fazla adapte olmakla alakalı bir şey değil. Bu ortamın çok ufak bir kısmında kendimize güvenli bir bölge oluşturmaktır. Aslında sakar ve kolaya kaçan bir savunma mekanizmasıdır.

Bir kere kötü bir tecrübe yaşadıktan sonra aynı tecrübeyi yaşamamak için onunla ilgili olan her şeyi yaşamamaya gayret ediyoruz. Bu kesinlikle tecrübelerden ders çıkarmak değil, bu kolaya kaçmak. Böylelikle öğrenme ve düşünme mekanizmamı tamamen tıkanıyor ve prensiplerle küçük güvenli bölgemizi sınırlandırmaya başlıyoruz. Bir yerden sonra hayat iyiden iyiye rutinleşiyor. Otokontrol yeteneğimiz de köreliyor ayrıca. Elimizdeki kaynakları verimsiz ve boş yere kullanmış oluyoruz. Güvenli bölgemizin hemen biraz dışarısında o sırada uğraştığımız şeyle ilgili aradığımız enerji, anahtar veya araç duruyor olabilir. Ve en kötüsü güvenli bölgemizden çıkmamakta ısrar ederek Mental Atalete davetiye çıkarmamız, hem o araç olmadan hem de yetersiz momentumdan dolayı bir işi yapmak için daha fazla enerji ve güç harcamamız gerekecek.

– Ödül ve ceza sistemimizin kusurları –

Ülke çapındaki Adalet sistemi iyileri ödüllendirmez ama suçluları cezalandırır. Ama bir insanın adalet sistemi iyiyi ödüllendirmeli ve kötüyü düzeltebilmelidir. Çünkü kusurlar mental dünyanızda katı ve opak engellerdir. Takıldınız mı kalırsınız… Ya etrafından dolaşıp yolunuza devam etmeniz gerekir ya da uğraşıp düzeltmeniz. Bizim mental dünyamıza birşey katabilecek ve bizi bir yerlere taşıyabilecek olan şeyler güzelliklerdir. Her güzellik yeni bir dünyaya açılan bir kapıdır. Bizi harekete geçirirek veya ilham vererek momentum kazanmamızı sağlar. Ama güzel şeylerde ve insanların emeklerinde kusurlar alırsak ancak sabit kalırız ve kaldığımız yerde çürürüz.

– Bu kusurları öğrenmemizin üstüne düşünürsek, kendimize dışarıdan bakamamamız gayet normal. Normal cisim düzeyinde bilinç ve belli belirsiz rüya bilinci ile düşünüldüğünde kendimize dışarıdan bakamamamız gayet normal. Mental dünyamızda neyin nerede olduğunu bilmeliyiz. Bu yüzden kendimize dışarıdan bakabilmelıyız. Ayrıca kaynaklarımızı, yeteneklerimizi, güçlü ve zayıf olduğumuz yerleri görebilmeliyiz.

Kendimizden hiç bir şeyi saklamamalı ve kendimizi kandırmamalıyız aslında. Kusurlarımızın üstesinden geldiğimiz ölçüde mükemmelliğe yaklaşırız. Kusurlarımızı bilmezsek nasıl üstesinden gelelim.

Bu durumda özsaygı ve özgüven için yeterli malzememiz olmuyor. Ki bunlar olmadığı zaman hayat çok mutsuz… Kendinize saygı duymak zamanınızı ve enerjinizi verimli kullanabilmenin en önemli anahtarıdır. Ayrıca başkalarına ve yaptıkları işlere saygı göstermenin anahtarıdır. Saygı duyabiliyorsanız kuru ilgi ve hevese oranla daha çok şey öğrenirsiniz. Kendinize güvendiğiniz zaman zor işleri kolaylıkla yaparsınız.

Çıplak bir şekilde aynanın karşısına geçin ve önce vücudunuzu tanıyın. Öyle olmayınca, şöyle şeyler oluyor…

Çarpık bacakları olan insanlar Tayt, mini etek, şort, dar pantolon ve kısa bacaklı insanlar uzun elbise, bol pantolon vs. vs. giyerek benim göz zevkimi bozuyorlar…

Ayrıca bir insanın çarpık bacaklı olmasının nedenleri bellidir…

  • Özgüveni ve özsaygısı çok düşük olan insanlar beden dilinden ötürü, istemsiz bir şekilde bacaklarının kemik yapısına uygun olmayan oturuş biçimlerinde oturuyorlar… Ör: Ayağı kalçanın altına koymak, bacak bacak üstüne gergin bir şekilde atmak, diz kapaklarını birleştirip ayakları ayırarak çapraz oturmak.
    (Bacak bacak üstüne atmak çarpık bacaklı yapmaz, nötr bir oturuştur, fakat özgüven ve özsaygısı yetersiz insanlar o nötr pozisyonu gergin bir hale çevirirler ve diz kapaklarına baskı uygularlar. Bazı kaynaklara göre bacak bacak üstüne atmak kendi başına özgüvensizlik ve saygısızlık sembolü olarak geçer, bu yanlıştır, aslında özgüvensizlik sembolü bacak bacak üstüne atmak değil, duruşun gerginliğidir, o da bel, kafa ve göğüs postüründen anlaşılır.) ( = Aç parantez – Kapa parantez = )
  • Futbol… Her erkek çocuğu hemcinslerinin arasına kolay bir şekilde dahil olmak ve arkadaş grubunu oluşturmak için bunu yapmak zorunda. Başlangıç konusunda sorun yok. Ama kendini tanımayan ve bu yüzden özgüven ve özsaygısı eksik bir erkek çocuğu bir birey olarak elinde olan kaynakları kullanmak yerine, arkadaşlık ilişkilerini güçlendirmek için daha iyi futbol oynamak zorunda kalır… Bu da oyuna adapte olmak için zamanla bacak yapısını bozar. Ama artık masum bir oyun olmaktan çıkmıştır.
  • Bateri çalmak… Özellikle metal müzik davulcularında sık rastlanır. Bu da aslında 2. nedenin bir değişiği. Ancak ve ancak twin pedalına çok fazla abanmaktan dolayı olur ve hikaye şöyle başlar… Liseli gencimiz ergenlik döneminde büyük bir bunalıma girer, bu bunalımın kayboluşunda marjinal arayışlar içine girer ve kafa dengi arkadaşlar bulabilmek için metal müziğe yönelir. Enstrüman çalmak ister, davula başlar… Sonra metal fanatiği olur ve metalciler dışında herkesi dışlar, metalciler dışında kimseyle iletişim kuramaz ve sınırlı bir dünyası vardır artık. Bunu dışarı vurmak ve rockstar olmak için sürekli twin pedalına abanır. Twin tekniğini düzgün yapabilmek için ise bacakların çarpık olması gerekmektedir. Ama bütün sorun özsaygı ve özgüvendi aslında.

Metronomy grubunun davulcusu olan bayanın bacakları hiç de çarpık değil ve sergilemekten çekinmiyor… Kadınlığıyla da barışık olduğu için fotoğraflarda ve kliplerde genellikle pantolon ve şort giymiyor. Rahatına bakıyor.

Ayrıca İngiliz post-punk gruplarının davulcuları da çarpık bacaklı değildir genellikle, dar pantolonları bile rahatlıkla giyerler ve gördüğünüz tek şey iki adet sütundur.
Demekki olay twin pedalı ve dolaylı olarak metal müzik ile ilgiliymiş.

(Çarpık bacaklı olmak ‘Rockstar’ olmak için çok ucuz bir bedel, ama ülkemizde bir çok çarpık bacaklı davulcu olmasına rağmen bir tane Dünyaca ünlü rock yıldızı çıkmadı, bir insan Müzik gibi kutsal bir yapıyı komplekslerine alet ederse Müzik onun için ancak bir hobi-stres topu olarak kalır.)

Bu komik örneklerle anlatmaya çalıştığım şey şuydu… Zihniyetimiz bir yerden sonra fiziksel bedenimize yansır… Çok uzun süre depresyonda ve mutsuz olan insanlara zaman çok daha acımasızdır ve hızla çirkinleşirler. İç güzelliğinizi koruyun, korumak için farkında olun. Bu kadar afra tafrayı sadece bu yüzden yaptım.

Bütün bu kusurlar ve etrafında dönen benzer kavramlar birleşince ortaya şöyle bir tablo çıkıyor…

Bu senenin Temmuz ayının sonuna doğru Beyoğlu Belediyesi Asmalımescit’ten başlayarak Beyoğlu’nda işletmelerin dışarı koydukları masaları toplamaya başladı ve kamu alanını bahane etti. Zabıta memurları saygısızca insanların oturdukları masaları müşterilerin altından çekip, kırdı, attı vs. vs… Kapalı alanda sigara yasağının da üstüne Sosyalleşme özgürlüğüne ve Beyoğlu’nun ekonomisine kast eden bu davranış üzerine facebook’da bir etkinlik planlandı, ki etkinlik en basit haliyle şöyleydi… İnsanlar herhangi bir Cumartesi gecesiymiş gibi dışarı çıkacak, Asmalımescit’e gelecek, Tekel bayiiden birasını alacak ve masaların kaldırıldığı sokakta arkadaşlarıyla oturup sohbet edecek ve eğlenecekti… Yani bir eylemce ve çok zor bir şey değil. 15,000 kişi katılacağım diye facebooktan bildirdi. Ben oradaydım ve 150 kişi ya vardı ya da yoktu. Bu %1’lik bir kesimin sadece sözünde durduğunu gösteriyor.

Geri kalan %99’luk kesime sorsanız size her şeyden şikayet eder, her şeyi eleştirir. Taş üstünde taş bırakmaz. Ama olay en basit bir sözü tutmaya, ufacık bir iş yapmaya gelince Fıs, Traş, Fos, Trışka… Büyük bir saçmalık. Özgürlüklerini ve haklarını korumak için tek yapması gereken herhangi bir Cumartesi gecesi gibi evinden çıkıp eylem bölgesine gelip iki bira içmekten başka hiçbir şey değildi aslında. Ve bencilliklerinden dolayı değil, tembelliklerinden, ataletlerinden, düşüncelerindeki kusurlardan dolayı gelmedi bu insanlar. Bencil olan bir insan haklarını ve özgürlüklerini korur… Bencil olmak zordur.

Bu bahsettiğim olay Maji ile pek alakalı gözükmeyebilir. Ama düşünce simyası ile alakalıdır. Aslında bu hikaye başka başka bir sürü hikayenin şablonunu içinde barındırır. Zamanları, İsimleri ve yerleri değiştirin sadece ve kendiniz için başka başka bir çok olaylar ile benzerlik taşıyan bir şey. (9. Emir-Laf : Yukarıdaki ve aşağıdaki her şey ile yukarıdaki ve aşağıdaki her şey birbirine benzer.)

56fc4a061d8be9ebdef441c582c59236

– Bencil olmak zordur –

Gerçekten bencil olmak dünyanın en zor işidir. Bütün bu kusurların üstesinden gelmesi yetmez, bir insanın gerçekten bencil olması için. Eninde sonunda şöyle bir durum var. Çevremizi güzelleştirmez isek, çevremiz bizi çirkinleştirir. Yerçekimi kuvveti sonuçta…

Siz o kadar çabalayıp kendinize mutlu bir hayat kurduktan ve tatmin olduktan sonra, bunu gören kardeşiniz ve komşunuz kendilerine doğal olarak yardım etmenizi isteyecek… Eğer etmezseniz size karşı kin ve kıskançlık güdecekler. Eğer siz topladığınız bütün elmaları ve tuttuğunuz bütün balıkları onlara verirseniz, bu sefer de siz mahçup ve mutsuz duruma düşeceksiniz. Onlara elmaların nerede olduğunu göstermeniz ve balık tutmayı öğretmeniz gerekiyor bu yüzden.

Yer çekimi ve etkileşim diye kanunlar var ve bunlar yaşantımızda sadece fiziksel boyutta etki etmiyorlar, diğer boyutlar da bu kanunlardan nasibini alıyorlar. Gerçekten bencil bir insan bu yüzden kendinden önce çevresini düşünür. Yoksa her adım attığında birisi çelme takacaktır.

– Karşıtlıklar –

– Bazı insanlar ya benliklerinden nefret ettikleri için ya da vicdani rahatsızlık duymamak için Altruistik (başkalarını düşünmek, özgecilik) amaçlar güden Yüksek Maji uygulamalarına kendini veriyor. Tıpkı burjuva çocuğunun Sosyalizm’i (veya Komünizm) savunması gibi vicdani yükü kendi üzerinden kaldırıyor, nacizane görüşlerime göre. Ayrıca ”Ben yüce bir amaç için buradayım.” diyerek toplum ile arasına büyük bir duvar örerek, kendisini yüceltebiliyor ve haklı olarak toplumu küçümseyebiliyor.

Bencil olmak gerçekten zordur. Hayatınızı güzelleştirmeyi ve mutlu olmayı deneyin ve görün. İstemeye istemeye bir sürü Altruistik iş yapacaksınız. (3 – Gerçekten bir yaratılış, zaman, uzay, cennet veya dünya yok… Ancak bir Sen var.) (7 – Yukarıdaki ve aşağıdaki her şey ile yukarıdaki ve aşağıdaki her şey birbirine bağlıdır.)

– Aslına bakarsanız ben Yüksek Maji ve Alçak Maji gibi kavramlara inanmıyorum. Burada önemli olan insanın hangi farkındalık seviyesinde seyrettiği. İşe yarıyorsa sorun yok. Neyin ne olduğunu bilmeden yapılan seçimler yukarıda yazdığım gibi tek boyutlu eylemler oluyorlar. Onun dışında sadece taraf tutmak, kendini bir yere ait hissetmek gibi kavramlar. Çarpık bacaklı olmanın nedenlerini neden yazdığımı şimdi daha iyi anlamışsınızdır umarım. ()

– Taraf tutmanız ve yalnız kalmaktan korkmanız için hiç bir sebep yok. Siz kendi tekilliğiniz içinde bir çoğulluk zaten barındırıyorsunuz. Ve o çoğulluğun içinde de bir tekillik elbette var.

– Kötü olan sizin görüşlerinize karşıt olan değildir. Kötü olan taraf tutmaktır. Çünkü karşıtlıklar kafamızda birleşince gerçekten yükselmeye başlarız. Karşıtlar Kadın ve Erkek gibidir aslında, birleşince çocuk doğar. (6 – Algılama yeteneğimizdeki bu aksaklığın üstesinden gelebilmemiz için, onları kendi isteğimizle kırılana kadar suistimal etmeliyiz.) (Ayrıca sadece bu prensip üzerine kurulmuş en güçlü Maji türlerinden biri olan Sex Magick diye bir şey var… Lütfen! İstanbul’un Cuma günü trafiğinden bile daha güçlü.)

– Veya karşıtlığı şöyle de düşünebilirsiniz… Bir taraf ocak, fırın, ızgara, tost makinesi, kettle, bir taraf derin dondurucu, buzdolabı vs…

Öte yandan su sebilleri var. Hem sıcak su veriyorlar hem soğuk su veriyorlar… Nereye getirmek istediğimi anladınız sanırım. Bir kavramı sadece bulunduğumuz noktadan baktığımızda karşıt gibi görüyoruz. Aslında daha başka bir ölçekte baktığımız zaman öyle bir karşıtlık yok. Hatta birbirleriyle birleşip yeni yeni şeyler doğuruyorlar. Ya da bir işi yaparken birbirlerinin elinden tutuyorlar. Veya birisinin kaynağı ötekisi…

– Taraf tutmak sadece önyargılara sebep oluyor. Metalci hikayesindeki gibi. Çok uçlara giderseniz her şey size karşı gibi gözükür. Bu bağlamda bakılınca Galatasaray ve Fenerbahçe aslında karşıt değiller, aynı pastadan nasiplenmek isteyen farklı kişiler ve biraz açgözlüler. Rekabetin eğlencesi kaçınca Şike olaylarının patlak vermesi gayet normal… Ekonomi dönüyor bunun üzerine.

– Bir de şöyle bakalım… İlk bölümde bahsettiğim eksenlerde ve boyutlarda seviye atladıkça şöyle bir tablo çıkıyor. 1 İnşaata 100 fiziksel işçi. 1 bakkala 150 kadar (sokak nüfusu) müşteri. 1 kuaför her gün 20 kadar müşteriyi değiştiriyor. 1 orkestra şefinin yönettiği 100 müzisyen ve dinleyen 2000 kişi, 1 pratisyen hekime 800 hasta. 1 uzman doktora binlerce hasta. 1 akademisyene öğretim hayatı boyunca sayısız öğrenci. Ortalama 1 müzik grubuna bir konserde 50.000 dinleyici. 1 Belediye başkanına bir şehir dolusu sakin. Bir meclise bir ülkenin vatandaşları. Bir film ekibine (yazar, yönetmen, best boy, kameraman, ışıkçı, sesçi, makyöz vs. vs.) milyonlar. 1 Dahiye karşı bir dünya dolusu insan…

Olay tamamen, Arz-Talep, Kalite, Bulunabilirlik, Ulaşılabilirlik, Zarafet, Seyreklik, Pazarlama vs. ile alakalı.
Sayıları kafanızda bir şeyler canlandırması için kafadan attım. Kafanızda canlandırın kim ne yapıyor, kaç kişi nasibini alıyor, kaç kişiye hitap ediyor.

Peki biz niye çocukluğumuzdan beri karşıtlık kavramını yanlış anlamışız? Tamamen Mantık yüzünden.

– Mantık –

Mantık yukarıda bahsettiğim bütün mental kusurlarımızla birleşince evrensel felaketlere yol açar. Bir nükleer santrali bir aptala emanet etmek gibi bir şey. Mantık önümüze iki tane sıfat koyar… ”İyi ve kötü”. Biz de yaşadığımız deneyimleri mantık süzgecinden şöyle bir geçirdikten sonra hunhanca ”iyi ve kötü” sıfatlarını elde ettiğimiz yüzeysel sonuçlara dayanarak yapıştırırız.

Zihni bir isveç çakısı olarak görürseniz mantık onun içinde cımbız gibi küçük bir araçtır.

Ama halbuki izafiyet diye bir şey var. Birisi Siyahı seviyorsa onun için Siyah İyidir. Başka bir tanesi de Beyazı seviyorsa Siyah onun için kötü gibi bir şeydir. Çünkü Beyaz aldığı ışığın tamamını yansıtır, Siyah ise aldığı ışığın tamamını emer. Beyaz bütün frekansların aynı anda olmasıdır, gürültüdür, Siyah hiçbir frekansın olmamasıdır, sessizliktir… Ama izafiyet diye bir şey hala var ve birileri Mor rengini seviyor. Neden?

İşte aslında bu soruyu sormamak gerekiyor. Etrafa şöyle bir bakın ve herkesin kendince doğru bir mantığı olduğunu görün. Ve sonra etrafa bakın ve bütün bu mantıkları karşılaştırarak hepsinin ne kadar doğru olduğunu görmeye çalışın. İzafiyet diye bir şey var gözünüzü seveyim. Beynimizin %2sini kullanarak yaptığımız mantığın %98’i hatalıdır. Ama elimizdeki veriye göre doğrudur. Zaten o da bulunduğumuz bilinç seviyemizdeki verilerin %98’ini görememizdir. Mantık belli başlı şeylerde güzeldir, kaybettiğiniz eşyaları daha kolay bulursunuz… Ama yine de bir eşyayı ararken her zaman en son baktığınız yerde bulursunuz.

Tekillikte elbette Mantık işe yarar. Ama birden fazla özgür iradenin ve bilincin bulunduğu yerde patlar, fedakarlıklar yapmanız gerekir. Quantum fiziğinde her atom altı parçacığın kendi iradesi vardır, süperpozisyon (aynı anda olasılıklar dahilindeki her yerde bulunmak) ve dolaşıklık (entanglement – zamanda sıçrama) prensiplerini kafasına göre kullanır. Ama parçacıklar aynı yere doldurulunca Atom yapısını oluşturmak için bir yerden sonra bu prensiplerden feragat ederek Quantum’da tutarlık (coherence) denen kavramı oluştururlar. Aynı bireylerin, kitleleri oluşturması gibi.

Ve yazının bu son 3 paragrafı mantık hakkında yazılmış en mantıksız yazıdır. Ama yine de size ve mental dünyanıza bir şeyler katabilir. Şu anda bulunduğumuz bilinç seviyesinde mantığımız yetersiz. Nasıl oluyor ki? Ki size önceki yazılarda şöyle bir şey dedim.

X ve Y ekseninde eşiği geçtiniz, ama Z ekseninde sınırlısınız, dışarı vurulduğunda sadece X ekseni çıkar.

Aynı şey bilinç seviyelerinde de geçerlidir ve yukarıda yazan kanun ile aşağıda okuyacağınız kanun birbirleriyle paralel ve benzer olarak çalışıyor. (9 – Yukarıdaki ve aşağıdaki her şey ile yukarıdaki ve aşağıdaki her şey birbirine benzer.)

Mantığın bir bilinç seviyesinde geçerli olabilmesi için bir üst bilinç seviyesine çıkmak gerekir.

Ama hala bir izafiyet var. (3 – Gerçekten bir yaratılış, zaman, uzay, cennet veya dünya yok… Ancak bir Sen var.)

Algılarımız kusurlu, zaman algımız lineer, aceleciyiz, ödül/ceza sistemimiz aksak çalışıyor, rutin ve monoton bir hayata takılıp kalabiliyoruz, özsaygımız ve özgüvenimiz büyük darbeler alıyor, kafamıza göre hareket ediyoruz, ileriyi göremiyoruz, geçmişten çok sert dersler çıkartıp yaşayabileceğimiz tecrübelerin önünü tıkıyoruz, çuvaldızı başkasına batırırken bana dokunmayan yılan bin yaşasın diyoruz, ama bu sırada kendi cehennemimizi yaratıyoruz, keşke biraz iğneyi kendimize batırsaydık, taraflar tutuyoruz, düşmanımızı tanımıyoruz, objektif olamıyoruz, bir yığın önyargımız var, karşıtlıkları yanlış algılıyoruz.

Mantığımız kendi içimizde doğru olduğu için, bütün bu kusurlarımıza rağmen kendimizi doğru sanıyoruz.

Bir de bu mantıkla irademizi yönlendirirsek vay halimize. Bir aptala nükleer santral emanet edilir mi?

Bir sonraki yazıda bu kusurların reçetesi olan Matematik, Astroloji, Qabalah, Meditasyon, İmajinasyon gibi Pratik / Majikal / Mistik bir çok uygulamalardan bahsedeceğim.


Bölüm 4 – Saksıyı Çalıştırmak / Saksıyı Kırmak

Önceki bölümlerde Eksenler ve Boyutlardan, Eşikler ve Engellerden, son olarak da Kusurlar ve Sakarlıklardan bahsettim. Bir beynimiz olduğunu fark ettik ve sınırlarını bilmediğimizi anladık. Şimdi bilinç, bilinçaltı ve bütün bu düşünce ile ilgili olaylarda daha çok şey biliyoruz, ayrıca kendimizi daha iyi tanıyoruz. Artık zeminimiz var ve etrafımızda olanları tanımaya başladık.

Bu artık asıl işe başlayabiliriz demek oluyor. İlk üç yazıdaki katı, sert ve ciddi üslup benim için çok sıkıcıydı ve şimdi yazar kişiliğimin üzerine rahat bir şeyler giymesi gerekiyor, siz de kendinize içecek bir şeyler hazırlayabilirsiniz.

Öncelikle size Botaniği anlatacağım… Hoşunuza gitmedi mi?

Size botaniği anlatırken bir çok sembolü ve Bitki Simyasının özünü de çok basit bir biçimde anlatabilirim ama… Ne dersiniz hoş olmaz mı? Qabalah çalışmalarında neden Hayat Ağacının çok önemli olduğunu anlamanız için bir bakış açısı da verebilirim… Qabalah demişken, hele hele de Matematikle yapabileceğim hokus pokusları düşünmek bile istemezsiniz…

ce6ef9c92800975ffc324f7317d8cf48

Ama Botanik’ten bile önce bahsetmem gereken başka şeyler var. Üzerimde büyük bir sorumluluk var, binaenaleyh yazdığım yazıların üzerinde karmik bir yük oluşuyor. Şunun farkındayım, Okült ve Parapsikoloji öğrencisinin, yeni başlayanının ve heveslisinin nasıl bir yapıda olduğunu biliyorum. Sadece kafası karışmış veya nereden başlayacağını bilmeyen öğrenciye değil bu yazılar herkese hitap ediyor. İnternette yazanlardan veya kitaplığınızdaki kitaplardan çok daha basit ve rahat bir şekilde size dünyanın anlatılması en zor şeylerini anlatıyorum. Keşke herkes benim gibi anlatsa. Bu sayede beyninizi daha çok seviyorsunuz ve buna ek olarak Okült ve Parapsikolojiyi artık daha çok seviyorsunuz, daha heveslisiniz. Bu uçsuz bucaksız yolda yaşayacağınız tecrübeler ve karşılaşacağınız şeylerin tatlı heyecanı heryerinizi sarmış durumda. Bu yüzden hemen size benim ”Hokus Pokus” ve ”Uçurum” dediğim bütün uygulamaları, bütün terimleri ve her şeyi ıncığı ve cıncığıyla anlatmamı istemenizi anlayabilirim. Ama bunu yapamam. Hatta ve hatta ilk 3 yazıyı gerçekten anlamış iseniz Okült/Parapsikoloji uğraşlarınızı bırakmanız ve normal ve gündelik Hayatınıza yepyeni bir başlangıç yapmış olmanız gerekmekteydi. Ama ziyanı yok… Sorumluluğumun ve karmanın farkındayım.

Bu yüzden Eşikler ve Engeller yazısında ”Maji Kendini Korur” diye bir bölüm koydum. Size hemen Maji ve Mistisizm uygulamalarını anlattığım zaman herkese olduğu gibi yanlış yollara sapma ihtimalinin çok büyük olmasından dolayı size koruyucu ekipman vermeliyim. Hali hazırda bu yazıyı okuyorsanız zaten Koruyucu Meleğinizle Konuşma ve Bilgisine Vakıf olma işlemini yapmamışsınızdır. Bu yüzden Botanik ve Matematik ve bunun gibi şeylerden bahsetmek zorundayım. Ama yine de ziyanı yok, şimdiki konumuz…

– Kurşunu Altına Çevirmek –

Veya bu başlığın adı ”Sembollere Giriş” veya ”Magnum Opus 101” gibi şimdi kafamda kurduğum ve ”Olsa ne güzel olur.” dediğim Simya Dili ve Edebiyatı bölümünün 1. sınıfdaki komik ders adlarından biri de olabilirdi.

Her Simya heveslisinin de bildiği gibi bir Simyacının Büyük Amacı/İşi, Kurşunu Altına Çevirmektir… Garip, peki bunu yapabilen var mı? Simyacılar bu işi başardılar mı ki? Evet başardılar… Nasıl? Yaptılar işte. Aslında bu ifade sadece sembolik bir ifade. Muhafazakar Simyacılar bana çok kızacak ama bu sembolik ifade gayet aşağıdaki ifadelerden herhangi biri de olabilirdi;

Köyden şehire inmiş bir Magandayı/Kezbanı veya herhangi bir Ergeni, gerçek bir Beyefendi/Hanımefendi yapmak…
Bir Soytarıyı, Krala çevirmek…
Çorak Topraklardan, Verim almak…
Kriz dönemlerinden, karlı çıkmaktan da öte krizleri bitirmek ve huzurlu ve verimli ortamlar oluşturmak…
Her Yönüyle Analitik Psikoloji…
Dünyaya nasıl hükmedilir… (Dünya mı Ha-ha, ben Evrenden bahsediyorum…)
10 Adımda Annenize Derdinizi Anlatmak…
İnsanları değiştirmek…
Tırtıl – Pırpır – Kelebek…
Devrimlerle Hızlandırılmış Evrim Teorisi…
Pamuk Prenses ve 7 Cüceler
Bebekler nereden gelir?
Çocuk yetiştirmek…
Kendini Bulmak…
Bir Aptalı, Dahi yapmak…

Bu durumda size aslında ilk üç yazıda; Maji’yi, Qabala’yı, Simya’yı ve daha bir çok şeyin özünü zaten anlattım, C.G Jung da. Bütün bu ifadelerin hepsinde çok gizli mesajlar gizlidir. Ve bütün bu ifadeler aslında bir sırdır ve bütün hepsi ”Kurşunu Altına Çevirmek” sembolünün arkasında yatmaktadır. Hatta bir çocuk bile bu bilgilerden sonra birkaç tane ”Kurşunu Altına Çevirme” örneği verebilir. Kim ne derse desin, Simya çok kutsal bir uğraştır. Antik zamanlardan bu yana Simyacılar (Majisyenler ve Qabalistler), İnsanların kusurlarını ve zevzekliklerini görmüş ve bu öğretiyi korumak için amaçlarının ”Kurşunu Altına Çevirmek” olduğundan bahsetmişlerdir. Evet gerçekten de Kurşunu Altına Çeviren simyacılar vardır. Evet Simya kitaplarındaki bütün işlemler gerçektir ama önemli nokta şudur ki, Simyacılar genel olarak Sembolizmi ve bu ifadeyi kullanarak öğretinin kutsallığını ve saflığını korumuşlardır. Ve Simyacıların işe Bitkilerden başlamasının bir nedeni vardır. Botanik dersimize başlamadan önce size ancak bir çok uygarlığın mitolojisini ve genel olarak simyanın sembolojisini öğrendikten sonra anlayabileceğiniz bir espri yapacağım. Bir kenara not alın. Her ne zaman Okültizm yolunda çırpındıkça battığınızda, bataklıklara düştüğünüzde ve içinizden ”Artık düşünemiyorum, delirmek üzereyim.” dediğinizde bu espriye tekrar bakın…

Bebekleri getiren Leylekler aslında gecenin heyecanından üstlerinde biraz kırmızı tüyler kalmış olan fingirdek Beyaz Kartallardır.

Çok saçma… Biliyorum. Ama bir gün çok güleceksiniz. Ondan sonra başka başka saçma şeylere güleceksiniz. Hayatta ilerledikçe bir sürü saçmalık göreceksiniz ve hepsine güleceksiniz. Katıla katıla hemde… Havayı yırtan kahkahalarla… Kısaca Saksıyı kıracaksınız… Ne?

– Çiçekler ve Bitkiler –

Şimdi bir saksı hayal edin… İçinde bir fidan yaşıyor, yeter ki iyi hayal edin. Bu sizin Hayat Ağacınız… Bir bitkinin kökü, gövdesi, yaprakları, çiçekleri ve meyveleri vardır. Hemen çiçekleri koklamaya başlamayın… Önce kök ve hatta oradaki damarlardan sadece bir tanesindeki ufacık kıl…

Bu bizim bilincimiz. Betonla ve toprağa çok bağlı durumdayız. Topraktan gerekli mineralleri alıyoruz ve oradan oraya aktarıyoruz. Daha tam olarak köke bile hakim değiliz. Ozmos kavramıyla çalışıyoruz. Annemizin karnındayken tohumduk, doğduğumuzda filizlenmiş bir fidandık. Aslında hayatımızın ilk iki senesinde tam bir fidan olmanın bilincindeydik, ama toprak bizi çağırdı. İnsanlarla iletişim kurmak zorundaydık ve bilincimiz yavaş yavaş aşağı çöktü ve çocukluğun ilk yıllarında gövde de bilinçli kısıma dahildi fakat yapraklar ve çiçekler artık bilinçaltına dönüşmüştü. (Çocukluk travmaları psikologlar için bu yüzden önemlidir.)

Bitki büyüdü ve büyüdü, bilincimiz ise küçüldü ve yer çekimi kuvvetine dayanamadı aşağı düştü, toprağın altına girdi ve oradaki sadece bir dalın ucunda ufacık bir kıl olduk.

Bütün Okült Öğretinin amacı bebekliğimizdeki gibi tekrar bir bütün olarak yaşamaktır. Bilincin sadece daha büyük bir ağaçta bütün olmasını ister. Şimdi Kabalada neden Hayat Ağacının çok önemli olduğunu anlamışsınızdır.

Bebekken ilk yazıda bahsettiğim eksenlerimizin üzerinde eşikler yoktu ve bütün ağacın (mental dünyanın) tamamını kapsıyordu. Bilinçaltı bilince dahildi. Köklerimiz toprağı çok tutmuyordu ama, ufak ağacımızda bir Altın çağ yaşıyorduk fakat bu anılar ağacın öte tarafında kaldı, taa ki ilk cümlemizi kurana kadar, büyümenin bedelini ödemek zorundayız, tutarlılık için şimdi şu anda bulunduğumuz kökte kalan anı parçalarıyla yitinmek zorundayız. Ve teker teker hepsine tutunup birbirlerine bağlayıp, bizim olanı geri kazanmak zorundayız. Maji budur. Gerisi ise hokus pokus. Şimdi 10 Emir-Laf’ı tekrar hatırlayın. Ayrıca eğitim sistemi ve aile gibi kavramlar bizi dış dünyanın ve düş dünyasının tehlikelerinden korumak için Saksılara koyar. (Bir gün çizip koyacağım bunların hepsini. Kitap bile yapacağım hatta) Şu an için şoktayım sadece. Bir sene önce bu tip konuları pek düşünmediğim zamanlarda ve kısmen cahil olduğum zamanlarda evde oturmuş bir çeşit meditasyon halindeyken defterime kurşun kalem ile bir şeyler çiziyordum.

Image may contain: drawing

Bilinçaltının nimetleri… Şu anda bilmediğiniz şeyleri bile biliyor… Kendi çizdiğim şey bana uzun zaman sonra bana bir şeyler anlatıyor. Neyse saksılar toprağın içinde matruşka bebekleri veya tencere setleri gibi iç içe geçmişlerdir. Dış dünya ise hem içinde bulunduğumuz en küçük saksıdaki toprak hemde bütün bu saksıların dışında kalan topraktır. Yağmurlar saksıyı suluyor.

Bilincimiz ve dolayısızla biz ise fidanın en altındaki %2lik parçayız ve bu bilinci sadece şu an uğraştığımız yere yöneltiyoruz. Ozmos, Aktif Taşıma ve Difüzyon yöntemleri ile topraktan bilgileri, besinlerimizi ve suyu alıyoruz. İhtiyacımız olanı tutuyor, kullanmadığımızı da bitkinin geri kalanına gönderiyoruz. Bilinçaltımız ise toprağın altında olduğumuz bizim için gerekli olan oksijeni fotosentez ile üretip bize gönderiyor. Uyurken bir nebze olsun tekrar özümüze dönüyoruz rüyalarımızda bilinçaltımıza aktardığımız şeyleri görüyoruz. Unutmayın ki hala toprağın altındayız ve çok karanlık hiçbir şey göremiyoruz ve hareket edemiyoruz. Biraz nefes alıyoruz, biraz su içiyoruz ama ötesi yok.

Bir bağlamda aslında çevremizdeki insanların hepsiyle aynı ağacın kökünü oluşturduğumuzu farkediyoruz. Kökün bir parçasıyız sadece. Başka bir bağlamda baktığımızda ağacın içinde tek başımızayız. Ama hala kökün ufacık bir parçasıyız… Başka bir bağlamda ise kökün tamamında hareket ederek, bilincimizi yönelttiğimiz yerde besleniyoruz… Bilincimiz kökün aktif olan parçası oluyor…

Bir yerden besin ve suya ulaşamadığımız için içgüdüsel olarak kökü daha derinlere uzatmaya başlıyoruz, bilincimiz de büyüyor ve yeni besin kaynakları alıyoruz fakat daha fazla besin aldığımız için bulunduğumu ortamdaki besin bitiyor ve büyüdükçe aslında bir saksıda olduğumuzu farkediyoruz. Saksıyla selamlaşıyoruz. Ağacı besleyemediğimiz için bilinçaltımız rahatsızlanıyor. Bu yüzden saksıyı kırmamız ve daha fazla besinli topraklara ulaşmamız gerekiyor. İlk eşik, ilk engel… İki seçenek var bilinçaltından bir meyvenin toprağa düşmesiyle veya belkide bir hayvanın dışkısını ağacın dibine bırakmasını sonra başka bir hayvanın gelip toprağı eşeleyerek gübrelenmesini bekleyeceğiz… Ya da saksıyı kıracağız. Böylelikle saksının dışındaki gübrelerden de faydalanacağız. Ayrıca algı alanımız büyüdüğü için bir hayvan veya bir meyvenin toprağımızı gübrelemesi daha kolay olacak. Neyden beslendiğimizi sanıyordunuz?

Uğraşacak hiç bir şey bulamadığımız bir gün, bu soluduğumuz havanın kaynağını merak ediyoruz. Düşünce ve Bilinç tanışıyoruz, bir beynimiz olduğunu keşfediyoruz.

Başka bir gün yine sıkılıyoruz ve bu su neden burada hep var, niye hep emiyoruz biz bu suyu diyoruz ve duygularla ve bilinçaltıyla tanışıyoruz. Dışarıda bir dünya olduğunu hissediyoruz. Ve bu yağmurun dış dünyada önemli bir şey olduğunu görüyoruz.

Sonra bize gelen havanın fotosentez ile oluştuğunu, ve bunun için bizim yukarıya gönderdiğimiz suyun önemli olduğunu keşfediyoruz. Ama fotosentez için bizden kaynaklanmayan bir şeyden de yararlanıldığını öğreniyoruz. Ve dış dünyada toprağın altına nüfuz edemeyen bir şeyin, Işığın gerektiğini farkediyoruz. Genel olarak Türkçe’de irade olarak çevirilen şey ile tanışıyoruz. (Ama aslında tam karşılayan terimler Thelema ve Maksat/Vasiyet (Will), bunu yazının etimoloji kısmında anlatacağım.) Çünkü bitkiler Işığa yönelirler.

fbdd4f446dafe01df8feae4b7b4201fd

…Ateş – Su – Hava – Toprak…

Eksik olan bir şey var sanki… Eksik olan şey boşluktur, bilinçtir. Onu da devreye kattığımızda Metafizik, Parapsikoloji ve Okült ile tanışıyoruz. Sorusu olan?

Sonra yağmurun önce güneşin yaydığı ısı ile buharlaşıp, yukarı çıkınca hava tarafından tekrar yoğunlaştırılması ile olduğunu ve bizi beslediğini, aslında suyun akarsular olarak aktığı gibi şeyleri de öğreniyoruz. Ayrıca yağmurun sadece bizim üzerimize değil, bütün dünyaya yağdığını farkediyoruz. Zamanla bir parçası olduğumuz ağacın nasıl bir durumda olduğunu öğrenmeye başlıyoruz. Ve zamanla güneşin nerede olduğunu ve ağacın nereye yönlenmeye çalıştığını görüyoruz.

Semboller güzeldir… Aslında bilinçaltımız gayet katı bir formdaymış… Ve bunu anlamamız için bitkilere, ağaçlara hem lateral hem de analitik olarak bakmamız yani 3 boyutlu düşünmemiz yeterliymiş. Ama bir yandan hayvanların sindirim artıklarından ve çürümüş şeylerden besleniyoruz, çünkü daha iyisini bulamıyoruz. Neden… Çünkü bilincimiz toprağın altında, kökte. Ama neden? Üç neden yüzünden bilincimiz sadece köke ve toprağa yani materyal dünyaya odaklandı…

1 – Yerçekimi… Aşağı doğru çok ciddi bir momentum, bir rüzgar, bir akıntı var ve biz kendimizi bıraktığımız anda kendimizi kökte bulduk.
2 – Atalet (Eylemsizlik)… Çarpmanın etkisiyle hiçbirşey bebekliğimizden ve erken çocukluğumuzdan hiçbir şey hatırlayamadığımız için Ağaç büyüdü ve biz yukarı tırmanmadık çünkü duran bir cismi hareket ettirmek için daha fazla kuvvet uygulamak gerekir.
3 – Tutarlılık… İnsanlar toprakta yaşadığı için onlar gibi toprakta yaşamamız gerekti. Onlarla beraber hareket etmemiz gerekiyordu çünkü her yerdeler ve bize etki ediyorlar.

Yeterince güzel ve geçerli nedenler. Zamanla bu üç neden yüzünden öyle meşgul bir duruma geldik ki, bir sürü komplekslerimiz oluştu, özümüzü unuttuk, kendimizi tanıyamaz hale geldik. Ama bunların hepsi palavra. Aslında hiç bir şeyi unutmadık hepsi bilinçaltımızda… Rüyalarınızı kurmayı ve hayallerinizi görmeyi öğrenin, ne demek istediğimi anlayacaksınız… Ayrıca bu nedenlerin de hepsi palavra. Sadece bahane üretiyoruz fizik kanunlarıyla. Gerçek neden şu…

Bütün ağaç toprağın üzerinde duruyor da ondan… ve biz bu ağacı yaşatmak zorundayız… Sorusu olan? Peki bu pis işi neden bize verdiler… Bir sonraki yazıda… İhale / Çağlar… Eğer bunu anlatırsam konu çok dağılır. Yaratılıştan bahsetmem gerekiyor. Aslında sadece sizi ağlatmak istemiyorum çünkü çok acıklı bir hikayesi var.

– İhale Bize Kaldı – Mitoloji –

Sadece şu an için bilmeniz gereken bir şekilde buraya geldik… Çarpmanın etkisiyle veya başka bir şey yüzünden beynimizin %98’ini kullanamaz hale geldik. Ve şimdi Okültizm ve Parapsikoloji gibi Ezoterik işler ile uğraşıyoruz bu kadar… Kapasitemiz kadar… bazen sadece kuru Hokus Pokusla, bazen kafamızı rahatlatmak için sırf Meditasyonla falan, kendi çapımızın %2’siyle elimizden geleni yapıyoruz işte. Yapsak da yaşarız yapmasak da yaşarız. Ezoterizm, kendisi ile uğraşmayanların bile hayatındadır. Yardım kampanyaları, kahve falları, karma, sadece küresel değildir aynı zamanda evrenseldir. Ayrıca bir sonraki yazıyı anlamanız için aşağıda listeleyeceğim mitoloji ve din konularını bilmeniz gerekiyor. Çok fazla değil genel olarak bilseniz yeter.

– Yunan – Roma mitolojisindeki Prometheus mitleri (Ateşi çalmak, Paylaştırmak) ve Titan-Tanrı savaşları. Altın Çağ, Gümüş Çağ, Bronz Çağ, Demir Çağı.
– Özellikle Yunan – Roma mitolojisindeki ve Sümer – Babil – Maya mitolojisindeki Evrenin varoluşu ve insanın yaratılışı mitleri. Kuşaklar, Anunnaki Mitleri vs.
– Mısır mitolojisindeki Osiris – Isis – Horus mitleri…
– İlk insan, ilk erkek ve ilk kadın Arketipleri…
– Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim hakkında genel bilgi… (Ayrıca Yaratılış ve Kozmoloji bölümleri hakkında biraz detay)
– Son olarak Monoteist ve Politeist (Pagan) inanışlar arasındaki benzerlikleri görmeniz gerekmekte.

Bu konuyu burada çok açmayacağım. Mitolojileri öğrenmeniz bilinçaltınızdaki bütün anıların birbirine bağlanması için yardımcı olur. Siz sadece şu an için eğlenecek kadarını okumanız yeter.

– Bitkiye dönelim –

Şimdi bu ağacın yandan kesitini bir alalım. Şimdi aydınlık bir taraf var orada ağacın gövdesi, dalları, yaprakları, meyveleri var… Aşağıda karanlık bir taraf var toprağın içinde… Sadece gövdenin bir parçası ve kökün tamamı var… Şimdi zihninizde oluşan görüntüde sadece iki renk kullanın… Toprak siyah, toprağın üstü beyaz… Ağacın toprağın içinde kalan kısımları beyaz olsun, ağacın toprağın üstünde kalan siyah olsun…

Yin ve Yang’ı gördünüz mü? Qabalah batılıların Zen’idir. Uğraşmamız gereken ilk gerçek Karşıtlık budur. Bu Yin ve Yang’ın dönmesi, bu ağacın yaşaması gerekiyor ve buna ek olarak bizim olanı, bilincimizi ve hafızamızı geri kazanmamız gerekiyor. Ama Nasıl? Ağaç örneğiyle beynimizin yapısından size bahsettim, iyi bir bahçivan ve iyi bir bitki olarak…

Bilinci besleyerek… Bilim, Sanat, Matematik, Gözlem, Dikkat, Dil, Öğrenmek, Ustalaşmak, Yeni Şeyler Keşfetmek, Felsefe
Bilinci kullanarak… Apophenia, Yaratıcılık, 3 boyutlu düşünmek, İmajinasyon
Kendimizi tanıyarak… Kusurlarımızla Yüzleşmek ve Değiştirmek, Kendimize Dışarıdan Bakmak
Bilinçaltını besleyerek… İmajinasyon, Empati, Müzik dinlemek, Mitoloji, Bilim, Sanat, Kitap Okumak, Felsefe,
Bilinci dinlendirerek… Uyku, Rüyalar, Meditasyon
Bilinçaltını tanıyarak… Meditasyon, Rüyalar, Apophenia, İlham, 3. Göz, Durugörü

Ayrıca…Periyodik bakım yaparak… Kusurları düzelterek, Korkularla yüzleşerek, Değişerek. Erdemli olarak… Otokontrol, Bilgelik, Özgüven, Özsaygı, Kendini Tanımak, Adalet

Bunların çoğunu zaten hali hazırda yapıyoruz, bilinçli veya bilinçsiz. Hayatımızın buradan sonrasında bilinçli yapacağız ve bunlardan bazıları çok garip bir şekilde kendiliğinden olacak. Önemli nokta şu, yukarıda 4 kavram özellikle bağırıyor… Apophenia, Meditasyon, Empati ve İmajinasyon… Yukarıda yazanların hepsini unutup bu kavramlarda birleştirebiliriz aslında. Şimdi bir önceki yazıdaki On Emir-Laf’ı tekrar okuyun, hatta duvarınıza da asın ve yeni konumuz…


– Meditasyon –

Şimdi sizinle etimoloji denen çok güzel bir oyun oynayacağım. Bu oyuna elime Latince bir sıfat olan ”Medi-us,a,um” ve ”Orta” anlamına gelen kelime ile başlayacağım.

Latince’den gelen Medi- kelime kökü ile İngilizce’de bir sürü kelime yapılmıştır… Medium, Media, Middle, Mediocre, Medieval (Hatta…) Medic (Sıhhiyeci, Askeri Doktor), Paramedic (Ambulans Görevlisi), Medicine (Tıp), Medication (İlaç)… Arithmetic Mean (Aritmetik Ortalama)… Hele hele Mid- ile yaptıkları bütün kelimelerden bahsetmiyorum bile.

Bu sıfatla ilgili olarak Latincede bir Meditari fiili türemiştir. Bu meditasyonun en primitif haline işaret eden fiildir. Bilincinin tam ortasına bir şey getirmek ve uzun süre ona konsantre olmak gibi bir kullanımı vardı… Medi-ta-ri olarak bölünüyor. Latince’de -Ta eki ile sıfattan veya isimden bir fiil kökü elde edilebilir. (-ri eki ise mastar ekidir.) Fiil köküne -ion eki eklendiğinde fiili belirten isimi yapmış olursunuz. Medi-ta-(t)-ion

Hani olurda bir gün zamanda yolculuk yapıp Antik Roma zamanına giderseniz. Meditasyon yaptığınızda, rahatsız edilmek istemediğinizi, odanızın kapısına ”Medito” yazarak belirtebilirsiniz… Ev arkadaşınız, eşiniz veya ailenizin fertleri Latince biliyorsa.

Neyse ortada, Orta ile ilgili bir şey var. Eğer az anlattığım Bitkisel Hayat bağlamında olaya bakarsak… Meditasyon aslında şu iki işe yarıyor… Kök ile Gövdeyi birleştirmek. Bilinci Toprak ile Havanın birleştiği yere çekmek.  Etimoloji ne kadar güzelmiş değil mi… Ayrıca Latince’de ”iyileştiren, tıbbi, majikal, tılsım” gibi anlamlara gelen, Medicatus diye bir yapı daha var, hepsini birleştirirsek Meditasyon kelimesinde da şunları görüyoruz…

Bilincimizi bilinçaltımıza yönlendiriyoruz, bilinçaltımızı dinliyoruz, eğer imajinasyon yeteneğimizi de geliştirmişsek vizyonlar görüyoruz sesler duyuyoruz ve bu durugörü ve duruişitiye kadar gidiyor. Hatta bazen Bilincimiz tazeleniyor, Bilinç seviyesi atlıyoruz, rahatlıyoruz, bazı şeyleri çözüyoruz, hatta hayatımız değişiyor, ayrıca güzel bir kişisel bakım. Aynı Manikür, Pedikür gibi. Hatta hastalıklarımızı iyileştiriyoruz, 4 elementin en ortasına gidiyoruz… Bodrum katından zemin kata çıkıyoruz. Yüzey oluyoruz. Hatta Astral Seyahat’e bile çıkabiliyoruz.

Yoga, Tasavvuf, Qabalah gibi Mistik öğretilerin hepsi Meditasyon üzerine inşa edilir.

Meditasyonlar çeşitlidir, bunların çeşitlerini ve gerekli teknikleri heryerde öğrenebilirsiniz.

Popüler kültür ile etrafa saçılmış Tendon bağlarını kıracakmış gibi hissettiren Lotus Duruşu ile de yapılır, yatarak da yapılır, Mantra ile de yapılır, zikrederek de yapılır, kafanızdaki düşünceleri susturarak da yapılır, vücudu kırbaçlayarak da yapılabilir, kimyevi maddeler desteği ile de yapılabilir, bağırarak da yapılır, çıldırarak da yapılır(1), dans ederek de yapılır, ses dalgaları ile de yapılır, gözlemleyerek de yapılır, gökcisimlerine bakarak da yapılır, Müzik dinleyerek de yapılır(1), sessizliği dinleyerek de yapılır, karanlığı görerek de yapılır, mum alevine bakarak da yapılır,bir sembole yoğunlaşarak da yapılır… Enstrüman çalarken de yapılır, Matematik sorusu çözerek de yapılır, Resim çizerken de yapılır, otobüste giderken de yapılır, Patates soyarken bile yapılabilir, cinsel ilişki sırasında da yapılır… Nasıl işinize yarıyorsa… Canınız nasıl istiyorsa…

Kim nasıl anlatırsa anlatsın, olay şöyle… Kendinizi evrene/benliğinize akortlayana kadar veya farklı bir bilinç seviyesine geçene kadar , vücudunuzu, duyularınızı ve düşüncelerinizi ya uyarmak, ya da uyuşturmak… Her yol mübağtır… Bu kadar. (2)

(1 )Kişisel Tavsiyem bunlardır… Başlangıçta yapılması ve sonuç alınması en kolay olanlarıdır. Ayrıca Meditasyon’un özünü anlamanızı sağlar.
– Uyarıcı Meditasyon olarak Çıldırmak… Bulunduğunuz odada kendinize yer açın, kırılacak eşyaları ortadan kaldırın ve saçma sapan hareketler yapmaya başlayın, aklınıza hep daha önceden yaşadığınız utanç verici, üzücü, komik, aşk dolu, kısaca duygu yüklü anıları getirin ve sürekli hareket edin, tepinin, kendinizi yerlerden yerlere atın, kendinize hakaret edin, aklınıza gelen her düşünceye ve hissettiğiniz her duyguya fiziksel olarak tepki verin, ve fiziksel tepkiler daha çok düşünceleri getirsin. Bir yerden sonra otomatik pilota bağlayacaksınız… Düşüncelerinizin ve Vücudunuzun kontrolünü tamamen kaybedeceksiniz. Gülme veya Ağlama krizine girene kadar veya tamamen boşalana kadar da devam edeceksiniz. Kendinizi sakın durdurmayın, ne yapıyorum ben demeyin, hatta cesursanız kendinizi durdurmaya her çalıştığınızda yere sert bir şekilde düşün veya kendinize tokat atın. Zaten bu uygulamada acı hissi olmak zorunda.
– Uyuşturucu Meditasyon olarak Müzik dinlemek… Sadece titreşimlere veya müziğin geneline yoğunlaşın. Hiç bir şey düşünmeyin. Belli frekans aralıklarını, melodileri, ritmi, enstrümanları veya sözleri değil sadece müziği dinleyin. Akıntıya bırakın. Bir sonraki bölümü düşünmeyin. 3 boyutlu duyun. Ya bilinç tamamen kendini kapatır, müziği duymazsınız, ya da vizyon görürsünüz. (Geceleri pencereleri kapatıp sessizliği de dinleyebilirsiniz)
(2) Meditasyonun sonucunu veya iyi gidip gitmediğinizi düşünmeyin, sadece o anda ne yapıyorsanız onu yapın. Sonucu düşünmek sadece dikkatinizi dağıtacak, ancak sonucu düşünmezseniz sonucu ulaşacaksınız ve bütün benliğinizle yaşayacaksınız…

– İmajinasyon – 

– Imago (benzer görüntü, kopyalamak, imitasyon, sigil) kelimesinden ve Imagino (aklımda benzer bir görüntü oluşturuyorum, benzetiyorum, malzemeleri birleştirerek form veriyorum, tasarlıyorum) İngilizce’ye geçiş yapmıştır (image, imagination)… Buradan yola çıkarak bazı anlamlar elde edebiliriz.
– Ama ben bazı şeylerden kıllanan bir insanım… Ben bu kelimenin içinde bir ”ago” fiili olduğunu düşünüyorum. Ago, agere (yapıyorum, sürüyorum, tasarlıyorum) fiilinden İngilizceye geçen kelimeler… Act, Actor, Agenda, Age, Agitation, Action, Agent, Active…
İmajinasyon’un Majikal uygulamaların temelini oluşturduğunu düşünürsek, Aktiflik, Birşeyler Yapmak anlamana gelen ”Ago” gibi bir fiilin, kelimenin etimolojik kökünün içinde sembolik olarak da olsa bir varlığının bulunduğunu düşünebiliriz.
– Ayrıca Latince’de Magus diye bir kelime daha vardır… ”Eğitimli kişi”, ”Maji”, ”Majikal” anlamlarına gelir. Bu kelimenin kökü Mag’dır. Ama bu ”mag” kökü yukarıdaki ”ago” fiilinden de türemiş olabilir… Büyük, yüce anlamına gelen Magn-us,-a,-um sıfatından da gelmiş olabilir… Ki magnus sıfatı karşılaştırma zarfına çevirildiğinde şekli ”Magis” ”daha çokça, daha büyükçe, daha yüksekçe” anlımına gelir… Nereye gelmeye çalıştığımı anladınız mı?

in-ago ——> içeride tasarlamak, içeride yapmak / ayrıca yapılmamışlık
imago ——> imaj, görüntü
imagino —-> form vermek, tasarlamak
im-magnus -> içeride büyütmek

Buradan sembolleri görsel olarak düşünmeye de bağlayabilirsiniz, sadece görsel olarak düşünmeye de bağlayabilirsiniz, yapılacak şeyi tasarlamaya da bağlayabilirsiniz, ifade etmeden maji yapmaya, hayal kurmaya da bağlayabilirsiniz… İstediğiniz gibi oynayın bunlarla… Ama baskın bir kavram var o da, Hayal Gücü. (1)

İmajinasyon çalışması nasıl yapılır, hayal kurarak yapılır. Hatta hayal görerek yapılır. Bilinçli bir şekilde kafada birşeyler oluşturarak yapılır. Bir yerden sonra o kadar katılaşır ki düşünce, projeksiyon bile yapılabilir. Yani hayal ettiğiniz şeyi gözleriniz açıkken materyal planda da görebilirsiniz. Bilinçli Halüsinasyon… Sadece görüntü değil, sesler, kokular, lezzet, doku, hisler de imajine edilebilir. Eğer sadece bilinçte değil de başka planlarda ve dış dünyaya da nüfus edecek güçte imajinasyon yaparsanız… İmajinasyonunuz Maji’ye dönüşür.

(1) 3 boyutlu düşünen bir insan için düşünmek hayal kurmak gibidir. Hayal kurmak da düşünmek gibidir. Çünkü düşünceler materyal yapıdadır artık. Daha fazla boyutlu düşünenler için ise düşündükleri şeyler artık canlıdır, hareketlidir ve güçlülerse kişinin duygularına, ruh haline ve diğer düşüncelerine nüfuz edebilir. Siz hiç düşünürken ağlayan veya kahkaha krizlerine giren birini gördünüz mü?

– Empati –

Bu kelime Yunanca kökenlidir… en + pathos/paskho (έν+πάθος/πάσχω)

”En-” ön eki aynı Latince’deki ”in-” ön eki gibi (içeri, içeri doğru, içeride) anlamı verir, olumsuzluk anlamı yoktur. ”Paskho” (acı çekiyorum, hissediyorum) ve bu fiilden türetilen ”pathos” (acı çekme hali, trajedi oyunlarında ana karakterin yaşadığı acılar ve ibret veren mesaj) kelimesinden türeyen kelimeler… sympathy (duygudaşlık), pathology (hastalıklarını inceleyen tıp alanı), passive (edilgen, pasif, etkilenen), passion (tutku, çile)

Kolay anlaşılabilen ve anlatılabilen bir kavram aslında. Tek sorun insanların bunu Sempati ile karıştırmaları… Sempati bir kişi ile aynı duyguları hissetmektir, aynı zevklere sahip olmak, aynı ilgi alanlarıyla uğraşmak, aynı şeyleri istemek, aynı acıları çekmek, aynı yollardan geçmek, aynı şarkıları dinlemek, aynı sudan içmek… Gibi bir şeydir. Ortada paylaşılan bir duygu veya düşünce vardır ve bu iki insanı birbirine zayıf bir şekilde bağlar. İletişim kurabilecekleri bir ortam sağlar. Ama sempatiye lanet olsun… Özellikle gençlere baktığımda, bütün ilişkilerini Sempati üzerine kurduklarını görüyorum. Nereye kadar? İnsanlar ortak paydada buluşmak konusunda o kadar özürlüdür ki, insanlarla tanışırken ve arkadaşlık kurarken hali hazırda aynı düşündükleri şeyleri temel alırlar. Tuttuğu takım, Hemşerilik, Müzik zevki, Politik Görüş…

Sağlıklı bir ilişkinin Sempati’ye ihtiyacı yoktur. Ama Empati bir ilişkiyi bambaşka boyutlara getirebilir. Sadece insanlarla olan ilişkinizden bahsetmiyorum, bütün kainat ile olan ilişkinizden bahsediyorum. Empati kelime anlamı olarak karşınızdakinin duygusunu içselleştirmeye işaret eder. Aslında Mental dünyalarınız birleşiyor, karşınızdakinin Mental dünyasına gidiyorsunuz. Onun bilincini alıyorsunuz.

İmajinasyon ile Empati aslında çok yakınlar, tek fark… İmajinasyon düşünceleri, Empati ise duyguları içeride 3 boyutlu şekilde hayal etmektir/yaşamaktır. Ayrıca Meditatif bir özelliği de vardır. Çünkü o sırada kendi bilincinizden tamamen çıkmış olursunuz.

Bir şarkıyla empati kurun, hem şarkıyı, hem albümü, hem de eserin sahiplerini tamamen anlayacaksınız. Bir kişiyle empati kurun, kafasını kurcalayan her sorunu anlayacaksınız ve çözüm üretebilecek hale geleceksiniz. Bir hayvan ile empati kurun, onun hayatının nasıl olduğunu hissedeceksiniz ve onun karakteristik özelliklerini daha iyi anlayacaksınız. Şimdi bir Kutsal bir varlık ile empati kurun… İnvokasyon’a benzemiyor mu sanki?

Apophenia vardı, sahi o ne oldu?

– Apophenia – 

Bunun etimolojik açıklamasını yapma gereği pek duymuyorum… Ama yine de basit bir şekilde yapıyorum. Artık Apophenia nasıl yapılır biliyorsunuz (Yaptığım Etimoloji Örneklemeleri, Ve bütün bu yazı dizisinin geneli boyunca hep Apophenia yollarına başvurdum)

Apo- (ön ek)= Yunanca da ayrılma, çıkış bildirir (apogee, apocalypse, apology)… Dışarıdan, dışarıya, dışarı… Phaino (fiil) = Göstermek, görmek… Phenomenon (fenomen, olgu, bilincin kavradığı, algılanan) Phantom (hayal kırıntısı, hayalet), Fantasy (hayal),

Kısaca bir olguyu dışarıdaki başka bir olguda görerek birbirine bağlamak… İmajinasyonun dışarıdan yapılanı… Kelime anlamı olarak, anlamsız şeylerden anlamlı manalar çıkarmak…

Aslında Apophenia dediğimiz şey bir mental kusurdur. 10 Emir-Laf’ı tekrar gözden geçirin… 1’den 10’a kadar olan bütün Emir-Laf Apophenia ve ikiz kardeşi Pareidolia’ya işaret ediyor. Eğer kusur olarak kalırsa ve hiç bir işe yaramazsa bu Apophenia değil, kötü kalpli ikiz kardeşi Pareidolia olur. Eğer bu kusurumuzdan anlamlı mesajlar çıkartırsak bu Apophenia oluyor. Böyle olduğu zaman bu kusur bir nimettir.

En basitinden bulutlardan şekiller çıkarmak…  Bulutlar aslında kimse tarafından çizilmedi, rasgele oluştular, rüzgar ve buharlaşma hızına göre bir takım şekiller alıyorlar, aslında tamamen kaotikler. Biz kaotik şeyleri algılayamayız, kusurluyuz, bu yüzden bilinçaltımızdan bulduğumuz en yakın olguyu kaotik şeyde görürüz. ”Aaa bu bulut koyuna benziyor…” Ama bu birkaç saniyeliğine eğlenmekten başka hiç bir işimize yaramadı, o zaman bu Pareidolia’dır. Ama Çarpık Bacaklı insanlara biraz bakınca onların Özgüvenlerinin ve Özsaygılarının eksik olduğunu görürsek bu Pareidolia. Veya Jung’un Eşzamanlılık Teorisi, Olguları bir kavramda birleştirmek, Etimoloji yapmak…

Okült ve Parapsikoloji gibi konularda Apophenia ayrı bir işe yarıyor. Bu yazıları Apophenia olmasa basit bir şekilde yazamazdım. Bir kavramı anlatmak için bir sürü terim kullanmak zorunda kalırdım ve kullandığım terimlerin anlamlarını bile bilmezdim.

Şimdi size Saksıyı Çalıştırmada ve Saksıyı Kırmada yardım edecek uygulama örnekleri vereceğim.

– Pratik Uygulamalar – 

Bilinçaltımız aynı anda hem Apophenia, hem Meditasyon, hem İmajinasyon, hem de Empati yapan kadim bir makine gibidir…

Beynimizin bu yüzden kocaman bir arşivi vardır ve yeni gelen her bilgi eğer iyice yüklenmemişse, bu arşivde ”Bilinmeyen Kavram”, ”Ve Diğerleri” veya ”Gereksizler” gibi kategorilere gider ve bilinçaltında dağınıklık yapar. Bilinçaltı bu bilgileri rastgele birleştirmeye çalışır, dışarı atmaya çalışır ve eninde sonunda bu bilgiler aşağıya çökelip korkuları, travmaları, obsesyonları vs. vs. oluşturur. Ama aslında her bilgi gereklidir. Bu yüzden her şeyi kafada biraz canlandırmak ve üzerine düşünmekte fayda vardır. Bir yerden sonra zaten alışıyorsunuz. Bir şeyi bilinçaltınıza göndermeden önce yeterince düşünürseniz ve gerekli bilgileri yüklerseniz, Arşiv’de nereye gideceğini bilir, karışıklık olmaz, dolayısıyla herhangi bir İmajinasyon, Meditasyon, Apophenia ve Empati uygulamasında daha verimli olursunuz. Aşağıda yazdığım bütün uygulamalar çok önemlidir.

– Dil… Etimolojinin yararlarını zaten gördünüz. Sembolleri toparlamada ve güçlendirme de çok önemli bir rol oynuyor. Her kelime bir şeyi belirtiyor. Her kelime bir sembol. En güzel tarafı her kelimenin bir hikayesi var. Bunun Qabalah çalışmalarına yaptığı katkıların haddi hesabı yoktur.
– Sözlük okumak en basit şekliyle bilinçaltında güzel bir bağlama yoludur. Sözlükte okuduğunuz terim o sırada cümle içinde kullanılmadığı için, direkt olarak beyninize bir görselin gelmesini sağlar. Böylelikle Maji için özellikle çok önemli bir kavram olan İmajinasyon’u tetikler ve bilinçaltınızda düzenli bir şekilde arşivlenir. Ayrıca bir kelimenin üzerine Meditasyon yaparak o kelimeyle bağlantılı olan her kavramı keşfedebilirsiniz.
– Kişisel envanterinizi çıkarmak, Günlük tutmak… Kendinizi tanımanızı sağlar. Ayrıca kendi içinizde olan biteni anlamaya ve kavramlar arasında bağlantı kurmaya yardımcı olur… Böylece bilinçaltınıza bir çok konuda temiz bilgi göndermiş olursunuz. Ve eğer Rüyalarınız için de günlük tutarsanız bilinçaltınızı da tanımış olursunuz ve Lucid Rüya, Astral Seyahat gibi deneyimler yaşamada işinize yarayacak yetenekler kazanmanıza yardımcı olur.
– Kitap okumak. Her roman sembollerle doludur… Eğer kitap okuyorken hikayeyi kafanızda yaşayabiliyorsanız, İmajinasyonu ve Empatiyi tetikler… Ayrıca cehaleti uzaklaştırır. Özellikle çocuk kitapları size Ezoterik konularda Apophenia üzerine Apophenia yaşatmak konusunda çok yeteneklidirler.
-Gündelik hayatta karakter değiştirmek. Aslında siz bir çoğulluksunuz… Her karakteristik özelliğiniz ise bu çoğulluğu oluşturan tekillikler. Monotonluğu kırmanıza, aktif olarak düşünmenize, Manipülasyon ve Adaptasyon yeteneğinizin gelişmesini sağlar.
– Müzik dinlemek… Müze gezmek… Sanat eserlerine bakmak… Empati yeteneğini müthiş bir biçimde geliştirir. Meditasyon yapılabilir. Zihinsel hareket sağlar. Bilinçaltının direkt besinidir, çünkü bilincin verimli kullanabileceği bilgiler içermez, direkt olarak bilinçaltına aktarılır, ama düzenli ve estetiktir bu yüzden bilinçaltında dağınıklık yapmaz.
– Kendinizi bazı şeylerden mahrum bırakmak… Otokontrolü ve dolayısıyla düşünce gücünüzü güçlendirir. Limitlerinizi öğrenirsiniz. Eğer uykudan veya yiyeceklerden mahrum kalırsanız vücudunuz ve düşünceleriniz bir süre sonra susar ve pasif meditasyon çalışmaları için uygun bir yapıda olursunuz.
– Kendinizi ve çevrenizdeki insanları gözlemlemek…
– Matematik, Fizik, Biyoloji ve diğer bütün bilimler… Kendinizi ve çevrenizi daha iyi tanımanıza, aldığınız bilgilerin daha temiz olmasına yardımcı olur. Düşüncelerinizi hızlandırır, bir çok bağlantıyı kurmaya yardımcı olur. Enerjinizi, zamanınızı ve bütün kaynaklarınızı iyi kullanmanızı sağlar.
– Psikoloji… Kendinizi ve çevrenizdeki insanları tanımaya ve anlamaya, onlarla iyi ilişkiler kurmanıza, manipülasyon ve adaptasyon yeteneğinizin gelişmesine yardımcı olur.
– Ve daha bir çok şeyi kendi kafanızda oluşturup düşünüp çıkarabilirsiniz.

– Peki Ya Magick / Mistisizm / Ezoterizm / Öğretiler –

Qabalah, Tarot, Astroloji, Yoga, Kblan Tragna, Tasavvuf, Tao, Reiki, Chaos Magick, Thelema, Simya, Havass, Teosofi, Şamanizm, Hermetizm, Enoch, Abramelin’in Kutsal Majisi vs. vs. gibi öğretilerin hepsi aslında…

İmajinasyon, Meditasyon, Empati, Apophenia’nın daha farklı ve konsantre oranlarda karıştırılması ve kendi yöntemleriyle süslenmesi… Birisi kendi Enerji tanımını yaparken öbürü başka bir öğretideki enerji tanımını kullanır, birisi Hiyerarşisini Qabalah’dan alırken öbürü kendi Hiyerarşisini oluşturur, ufak ufak değişikliklerle yolu yürümek için yöntemler oluştururlar. Bazıları kendi terimleri ve kendi kavramları içinde kapalı bir yapı sergilerler. Bazıları diğer öğretilerle içli dışlıdır.

Amaçta pek bir değişiklik yok. Hepsi aynı yolu yürüyorlar. Hepsinin kendine özgü özellikleri var. Hepsinin hepsiyle bir ortak noktası var.

10 Emir-Laf’a tekrar bakın. Madde 7,8,9,10… ve 1,2,3… İzafiyet ile işliyor bu konu. Hepsi kendince yeterince büyük bir evren oluşturuyorlar. Araştırın, okuyun, bakın hangisi ilginizi çekiyorsa, hangisine daha yatkın hissediyorsanız ona uğraşın… En çok hangisine antipati duymuşsanız, bir süre sonra onu da öğrenin… Ve ilgi duyduğunuz öğretiyle bağlantıları kurun.

Olayın çoğu hazırlanma sürecinde bitiyor aslında. En basitinden Klasik Ritüellere genel olarak baktığınızda başta, bir tiyatral kısım vardır. Bu aslında bir çeşit Uyarıcı Meditasyondur. Majisyenin konsantrasyonunu ritüel üzerinde toplamaya yardımcı olur, böylece Majisyen, Ritüel için çok önemli olan bilinç yapısına girer… Eğer Maksadını anlamış (Empati) ve Ritüeli iyi tasarlamışsa (İmajinasyon) önceden ve gerekli Mental aktiviteleri (Apophenia) yapmışsa, Ritüel sadece Majisyenin Düşüncelerini Evrene yansıtmasını (Projeksiyon – Maji) sağlar. Böylece Evren, Majisyenin düşüncesinin gücü sayesinde, Majisyenin Maksadına (Will) uygun bir şekilde değişmeye başlar. Diğer Majikal öğretilerde de durum pek farklı değildir.
Mistizim de ise hazırlıkta Empati, başlangıçta İmajinasyon ve Apophenia, uygulamada Meditasyon, ve sonuç olarak Evren kendini Mistiğe Projekte eder.

– Maksat (Will) – 

İngilizce metinlerde geçen Will kelimesini Türkçe’de İrade veya İstenç gibi aslında karar verme mekanizmasına ve bu mekanizmanın iç dinamiklerindeki gücü belirten kelimeler ile çeviriyorlar. Bence çok yanlış. Will kelimesine karşılık gelen Türkçe’de 10 adet kelime var… Olay istemek veya arzulamak ile ilgili olsaydı, bunun için ”Want” ve ”Desire” kelimeleri rahatlıkla kullanılırdı… Olay Mantıkla alakalı olsaydı, ”Reason” ve ¨Logic” var.

Ama İngilizce metinlerde Will, bir mekanizma değildir. Hatta aslında bir eylemdir, bir yönelimdir. Will kelimesini Ateş elementiyle özdeşleştirmişlerdir… Bitkiler Işığa, bilinçaltımız ise Maksata, Gönlümüzden geçene, Bağrımızdaki Aleve yönelirler. Bu kadar basit aslında. Bu yüzden ”Maksat, Gaye, Gönlünden geçen” gibi ifadeler daha uygun.

Artık gayri-resmi de olsa bir şekilde hayata inisiye olmuş durumdayız. Bu ilk dört yazının hepsi sizin ve benim için bir inisiyasyon ritüeliydi, en azından ben öyle düşünüyorum… Ve böyle düşünmemin Matematiksel bir çok nedeni var.

Bir sonraki yazıda Çağlardan ve İhalenin nasıl bize kaldığından bahsedebilirim. Onun dışında Qabalah, Tarot, Astroloji, Simya, vs. vs. gibi şeyler için olan yazıları gerekli gördüğüm zaman ilgili konulara yazacağım. (Başlıkların başına DS* ön eki koyarım)

Reklamlar

1 Comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s