Meditasyon – Dikkat & İrade

Yaşamımızın büyük bir bölümünde hayalgücümüz kendiliğinden gündelik yaşantımızı duyulardan aldığı sinyaller üzerine yaratıyor. Bu yaratı içinde algımızı derinleştiren ve genişleten biliş ve duygulanım faaliyetlerinin büyük bir kısmı da gerçekliğin içinden seçerek dikkatimizi yönelttiğimiz ve odakladığımız olgu üzerinde kendiliğinden gerçekleşiyor. Ki dikkat fonksiyonu çoğu durumda kişinin mutlak kontrolü altında değil; ör. kırmızı rengini gördüğümüzde, telefon çaldığında, film izlerken.

Bir zihnin canlılığı ve aktifliğinde en belirleyici unsur olan dikkat de zaman içinde yaşadığımız tecrübelere ve karşılaştığımız olgulara atfettiğimiz anlamlara ve manalara dayanarak belli alışkanlıklar kazanıyor. Bunu bir bakıma kendimizi önceden hazırlamak veya öğrenmek gibi amaçlar doğrultusunda yapıyoruz. Ancak bu sürecin içindeki alışkanlık faktörü irade ile dikkat arasında kopuklukların oluşmasına sebep oluyor ve bunun üzerine kurulan yan etkiler ortaya çıkıyor. İrade ve dikkat arasındaki kopuklukların sıklığı arttıkça zamanla ikisi de körelir. Bilinci besleyen ve canlı tutan bu iki faktörün körelmesi farkındalığımızın bulanıklaşmasına ve zihnin genelinde bir ataletin oluşmasına sebep olur. Bunun bir sonucu olarak öğrenme sürecini yavaşlayabilir ve bazı durumlarda tamamen durabilir. Başka bir sonucu olarak hayatın monotonlaşmasını ele alabiliriz, örnekler çoğaltılabilir. Sırf bu körelmeden ötürü hayatlarımızın dizginlerinin kendi ellerimizde olduğunu dahi unutabiliyoruz. İşte tam da burada meditasyon uygulamaları devreye giriyor.

Bu noktada bir uyarı yapma ihtiyacı duyuyorum. Buradan itibaren yazdıklarımın lütfen meditasyon olgusunu kendi tecrübelerim ve kişisel kanaatim doğrultusunda dilin sınırları içine sığdırmaya dair çabalarım olduğunu unutmayın. Söylediklerimi eleştirmeden, tartmadan, işlemeden ve kendinize uyarlamadan kabul etmeniz durumunda bu yazı sadece önünüzde bir engel olacaktır.

Meditasyon uygulamaları dikkat ve iradeye vurgu yapar. Dikkatin odağında ve etrafında oluşan farkındalık da meditasyon açısından önemlidir.

Öncelikle ‘Meditasyon Uygulamaları’ ve ‘Meditasyon’ arasındaki farkın altını çizmek istiyorum. Kendi başına meditasyon hem bir zihinsel işlev hem bir işleyiş tarzı hem de bir durum olarak karşımıza çıkar. Bir işlev olarak meditasyon zihnin bir olgu veya bir kavramı çağırması ve ona odaklanması olarak tanımlanabilir. Zihnin meditatif işleyiş tarzı da bilincin uyanık fakat meditasyon nesnesine müdahale etmeden durgun ve edilgen bir şekilde odaklanması ve gözlemlemesidir. Meditatif durum ise zihnin odaklandığı nesne ile ilişkisinden doğan durumdur. Biz hiç farkında olmadan zihnimiz gün içinde çok çeşitli şekillerde meditasyon durumuna girmeye eğilimlidir.

Herhangi bir fobisi olan bir kişinin, zihninde korku nesnesi ile ilişki kurma tarzı meditatiftir. Kusma fobisi olan bir kişinin dikkati kusmayla ilgili bilinçdışı içeriğin itkisiyle gün içinde sürekli kusma eylemine yönelmeye zorlanır ve akabinde kişinin bilinci uyanıkken edilgenleşerek kusma ile ilgili uyanan çağrışımları gözlemlemeye başlar. Kişinin meditatif duruma girmesiyle bilinçdışı içerik form kazanarak algı eşiğini geçer veya kişi bütün gerçekliğini veya kendisini korku nesnesiyle özdeşleştirerek meditatif bir duruma girer.

Bunun üzerine meditasyon uygulamalarını tanımlamamız çok daha kolaylaşıyor. Zihnin hali hazırda sahip olduğu meditasyon işlevini ve meditatif işleyiş tarzını bir araç olarak kullandığı veya kendi başına bir amaç haline getirdiği uygulamalara meditasyon uygulamaları diyebiliriz. Meditasyon uygulamalarında bu yüzden irade etkindir. Bu uygulamalarda zihin iradenin altında bir araç haline geldiği için meditasyon kişinin zihni ve meditasyon nesnesi arasında değil, özne ve nesne boyutunda ele alınır.

Bu ayrımın nedeni ise şöyle açıklanabilir. Fobilerde sıkça görüldüğü üzere odaklanma öyle bir seviyeye gelir ki kişi ancak kendini zorlayarak veya dış etkenlerden yararlanarak içinde bulunduğu meditatif durumdan çıkabilir. Ancak kişi kendi iradesiyle bir şeye odaklandığı zaman dikkatinin ilk etapta sürekli dağılarak başka şeylere kaydığı görülür. İlk durumda zihin kendi içeriğinden momentum kazanarak meditatif bir duruma girerken ikinci durumda kişinin odağını yoğunlaştırması ve koruması için dikkatini ve zihnini kontrol etmesi gerekmektedir. Bilincin içeriği ne kadar dikkat odağı olsa da zihin yaşadığı için bilinçdışı içerik faaliyet göstermeye devam etmektedir, bu da kişinin dikkati tek bir nesneye adamasını zorlaştırmaktadır.

Bu yüzden dikkatin kaydığı farkedildiğinde, bilincin edilgen gözlemleme halini de korumak gerektiğinden, düşüncelerin içeriğine takılmadan odak meditasyon nesnesine yavaşça ve yumuşakça geri çekilmelidir. Dikkatin ne sebeple ve nasıl kaydığını gözlemlemek kişinin kendi hakkında bir içgörü kazanmasını sağlar. Bu uygulamalar en nihayetinde kendimizi ve gerçekliğimizi tanımamız için. Dikkatin bu kadar vurgulanması da bu yüzden. Keza dikkat zihne içerik ve besin sağlar, dikkati doğru kullanarak zihnimizi daha sağlıklı bir şekilde besleyebiliriz. Ayrıca dikkati etkin bir şekilde kullanmayı öğrendiğimizde kendi içimizdeki içeriği keşfetmek, tanımak ve değiştirmek için kullanabiliriz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s